7 Ocak 2015 Çarşamba

eriyen saatler!

 
*salvador dali

kozmos


24 Aralık 2014 Çarşamba

bana çok benziyorsun,
aynı kimsesizlik,
aynı inançsızlık,
aynı umarsızlık...

seninle hep birbirimizi özleyeceğiz,
ikimizde derin yalnızız...






*c.ersöz

19 Aralık 2014 Cuma

Altı senedir aklindayim..

sago
yakamı bırakmaz artık o gözlerin ateşi..

2 Aralık 2014 Salı


8 Kasım 2014 Cumartesi


5 Kasım 2014 Çarşamba

bir çocuk sevdim

bir çocuk gördüm uzaklarda
biraz çocuk
biraz adam
biraz hiçti...

bir çocuk sevdim uzaklarda
sanıyordum ki onun da özlemi buydu
o ise bir bakışta
beni örtülerimden
yalnızca yalnızca duygularıyla soydu

Aylin Aslım | Bir Çocuk Sevdim

Aylin Aslım - Senin Gibi (İTÜ Konseri)

ahh

şaraplar yetmez...
sabahlar olmaz...
ah'ım tenim değil yanında kalmaz

ahh bu tenin altında
açılmış yaralarla
giden bir can aslında

Aylin Aslım - Ahh (İTÜ Maslak Konseri)

kedi ütülemek

dün rüyamda ütüyü en düşük dereceye alıp güzel yünlü kedim pandayı ütüledim!

Teoman - Hayalperest

15 Ekim 2014 Çarşamba

The Strange Library - Haruki Murakami

 
"96 sayfalık bu kitap, bir çocuğun okuldan eve gelirken kütüphaneye uğramasıyla başlıyor. Yaşlı bir adamın oğlanı esir alıp onu çok sayıda kitabı okumaya zorlamasıyla sürüyor. Çocuk bir süre sonra yaşlı adamın, beynini yiyerek, ezberlediği bilgileri emmeyi planladığını anlıyor ve tuhaf bir kız ile koyun gibi giyinmiş bir adamın yardımıyla kaçış planı yapıyor..."
 
bu yılın sonuna doğru yayınlanacak olan bu kitabı okumak için sabırsızlanıyorum! :)
 

8 Ekim 2014 Çarşamba

Anlamak, affetmektir...

2 Ekim 2014 Perşembe

Yakup Ekin Seninde Aşkın Yalanmış


Ferdi Özbeğen - Dilek Taşı

Ferdi Özbeğen - Dilek Taşı

17 Eylül 2014 Çarşamba

Başımız belada! Çünkü siz ve diğer 62 milyon Amerikalı şu an beni dinliyor. Çünkü %3'ten daha azınız kitap okuyor. Çünkü %15'ten daha azınız gazete okuyor. Çünkü sizin tek gerçeğiniz bu ekranda gördükleriniz. Şu an dışarıda, bu ekranda gördükleri haricinde hiç bir şey bilmeyen koskoca bir nesil yaşıyor. Bu ekran ilahi bir vahiy gibi. Bu ekranlar başkanlar, papalar, başbakanlar yaratıyor ya da yok ediyor. Bu ekran, bu inançsız dünyadaki en muhteşem lanet olası güç ve eğer yanlış ellere geçerse de olacakların tek sorumlusu biziz. Ve bu dünyadaki en büyük şirket, en muhteşem lanet olası propaganda gücünü kontrol ettiğinde, bu ekranda gerçek diye ne bok sorulacağını kim bilebilir! Şimdi beni dinleyin: Televizyon gerçek değildir. Televizyon lanet olası bir lunaparktır. Televizyon bir sirktir, bir karnavaldır, gezici akrobatlar takımıdır, masalcılardır, dansçılardır, şarkıcılardır, hokkabazlardır, aslan terbiyecileridir ve futbolculardır. Biz eğlence dünyasındayız.Ama sizler sabahtan akşama kadar, her yaştan, her renkten, her dinden insan başına oturuyorsunuz. Bildiğiniz tek şey biziz. Burada döndürdüğümüz ilüzyonlara inanmaya başladınız ve televizyondakilerin gerçek, kendi hayatlarınızın ise hayali olduğunu düşünmeye başladınız. Televizyon ne derse onu yapıyorsunuz. Onun gösterdiği gibi giyiniyorsunuz, onun gösterdiklerini yiyorsunuz, çocuklarınızı onun dediği gibi yetiştiriyorsunuz, hatta onun istediği gibi düşünüyorsunuz...Bu tamamen saçmalık, sizi manyaklar! Sizler gerçeksiniz, hayali olan biziz!"

Zeitgeist - The Movie (2007)

bağlılık kıskançlığa yol açar

"Ölüm hayatın doğal bir parçasıdır. Etrafından Güç'e dönüşenler olduğunda onlar için sevin. Tutma, onlar için yas. Duyma, onlara özlem. Bağlılık kıskançlığa yol açar. Gölgesidir kibirin, bu."

YODA, Star Wars Episode III: Revenge of the Sith

4 Temmuz 2014 Cuma

Aşkın Gizemi

Aşkın gizemi,
ölümün gizeminden daha büyüktür.

Oscar Wilde

12 Haziran 2014 Perşembe

evil'm


asla hayallerimdeki aileye kavuşamayacağım bu artık net.

huzursuz...
ruhsuz..
veya fazla ruhlu...
kimsenin birbiriyle fazla konuşmadığı
aceleci ve
aynı zamanda çok yavaş
her şeyin her zaman ertelendiği
pişmanlık dolu bir aile
bu bir kader
kadere inanmam ama bu durumda inansam iyi ederim

kurmak üzere olduğum yeni aile de bundan farklı değil...
hastalıklı ailelerden gelen insanların normal aileler kurması mümkün değil zaten
şu aralar yine de idare ediyorum
ileri de bu boğucu hayat beni boğmaz da sağ kalırsam bu konu hakkında yine konuşuruz evil...

levi'n

3 Nisan 2014 Perşembe


21 Şubat 2014 Cuma

sanal

internette birisiyle ne kucaklaşabilirsiniz,
ne de öpüşebilirsiniz...

13 Şubat 2014 Perşembe

Aşkın Gözü (Malt)





iyi sindirilmemiş bir aşk üçüncü tekillere muhtaçtır!

12 Şubat 2014 Çarşamba

L'ame immortelle - Betrayal (Subtitulado).wmv

evilpiper...

ne erkekler ne şehirler ne ülkeler değiştirdik seninle

hepsi yok olur gider ama sen

sen benim sığınağımsın...

gerçek dünyada beni anlamadıklarını tekrar tekrar anladığımda soluk alabildiğim tek yersin

levi burada özgür

23 Ocak 2014 Perşembe

Critical Mass

"Critical Mass" sözünü hiç duydunuz mu? Türkçe'de kayda değer çoğunluk anlamına geliyor ama aslında katılımcıları bisikletliler olan bir küresel etkinliğin adı. İstanbul'da gerçekleştirildiği kentlerden biri ancak bizde katılımcılar her ayın son cumartesi günü bir araya geliyorlar. Mevsime göre onlarca bisikletli öğleden sonra Göztepe Parkı'nda buluşuyor, sonra Bağdat Caddesinde trafiğe çıkıyor. Motorlu taşıtlar için sadece bir şerit bırakılıyor, geri kalanını ise bisikletliler işgal ediyor. Grup, zillerini çalarak şenlikli bir hava içinde Kadıköy'e ilerliyor ve güzel bir cumartesi geçiriyor.

dik oturma

Sağladığı psikoloji etkiden yola çıkılarak kendine güvenmenin bir yolu olduğu düşünülen dik oturuş, biyolojik olarak da oluşturduğu değişimlerle kişiyi hedefe yaklaştırıyor. Yapılan araştırmalar; oturuşu değiştirmenin , liderlik konumuna yükselmede etkili olduğunu ortaya koydu. Öğrenciler üzerinde yapılan incelemelerde, gerçekten de oturuş dikleştikçe bazı hormonlarda değişim görüldü. Omuzların, çenenin dikleştirilmesi, kolların serbest bırakılması, sırtın esnetilmesi; vücuttaki hormonal değerleri , liderlerde görülen hormon dengesiyle aynı düzeye taşıdı. Bu oturuşun ve vücut dili kullanımının, psikolojik taktik olmanın yanında biyokimyasal bir etki oluşturduğunu gösterdi...

10 Aralık 2013 Salı

sıkıcı doğum günü partileri


Kedimle ben çok sıkılıyorduk dünya canımızı sıkmaya başlamıştı, insanlarla bir arada olmak bizi strese sokuyor lanet olasıca tinimizi didikliyordu, bazen at kafalılar diye bağırmayı düşünüyorduk. Bu bizi biraz olsun rahatlatacak diye umuyorduk ancak ne çare…. Kafayı yediğimizin belirtisiydi bu belki de.

17 Haziran 2013 Pazartesi

benimle boy ölçüşebileceğini mi sanıyorsun?
:)

levi....

affetmez..

unutmaz!

8 Mayıs 2013 Çarşamba

efes dark gecesi


Sokaklarında kaybolduğum bu şehirde
Herkesin geçtiği yollar aynı
aaa aa aa
Herkes gibi olmak hiç kimse olmak demek!
Herkes gibi olmak hiç kimse olmak demek!
Herkesin geçtiği yoldan geçme!

Kimse kendine benzemez bu şehirde
Buna karşı koymalı!

Herkes gibi olmak hiç kimse olmak demek!
Herkes gibi olmak hiç kimse olmak demek!
Herkesin geçtiği yoldan geçme!



16 Mart 2013 Cumartesi

“Slow Food” nedir?

“Slow Food”, “fast food”, hızlı yaşam ve yerel yemek geleneklerinin kaybolmasına karşı bir tepki ve bilinçlendirme hareketi olarak 1989 yılında kar amacı gütmeyen bir hareket olarak Italya’da, Carlo Petrini tarafından başlatılmış. Bugün tüm dünyada 850 yerel convivium ile yaklaşık 80,000 üyesi bulunuyor.
 
Özellikle aşağıdaki sorular “Slow Food” hareketinde önem taşıyor:
 
  • Yemeğimiz nereden geliyor; ürünler hangi tohumlarla yetişiyor?
  • Yemeğimizin tadını oluşturan etmenler nedir?
  • Yemek seçimlerimiz kültürümüzü nasıl etkiler?
Slow Food, görülen yemek kısmı dışında, aslında bir insan hakları hareketi.
 
 Petrini, sadece doymak değil, lezzet almanın da bir insan hakkı olduğunu belirtiyor. Son yayınlanan “İyi, Temiz ve Adil” adlı kitabında yiyeceklerin bu üç karaktere birden sahip olmasının kültürel ve etik unsurları tartışılıyor.Carlo Petrini ve ekibi, dünyamız için endişe duyan ancak umudunu yitirmeyenlerle tanışıyor, fikirlerini aktarıyor ve sürdürüyor yolculuğunu...
 

11 Mart 2013 Pazartesi

Kahvenin Harika Etkileri

Spor öncesinde içilen bir fincan kahve, vücudu yeni rekorlar kırmaya teşvik edebilir.

Kahve kan basıncını, vücut ısısını, kalbin kan pompalama kapasitesini yükseltir.
Bronşlar genişler ve yağ yakma hızı yükselir. Hızlanan kan dolaşımının etkisiyle kas ağrıları baskılanır.
Performans sporlarında 1 lt idrarda bulunan 12 mg lık kafein konsantresi doping olarak kabul edilir. Bu da 4-5 fincana denk gelmektedir.

Pahalı kremler yerine kahveyi kullanabilirsiniz.

Kahveden sadece içecek olarak değil güzellik malzemesi olarak da faydalanabilirsiniz. Kahve yüze uygulandığında kan dolaşımını hızlandırır ve kırışık oluşumunu engeller.
Tüm süper modellerin sırrı kahve tervesini selülite karşı kullanmasıdır. Üst baldır bölgesine masaj yaparak uygulandığında ve strech filmle sarıldığında cildi sıkılaştırır ve temizler.

7 Mart 2013 Perşembe

zorla ele avuca sığmaz aşk
kop gel günahlarından!

4 Mart 2013 Pazartesi

Vücudunuzu tanımadan, onu istediğiniz forma sokamazsınız!

14 Şubat 2013 Perşembe

Google Body ile insan vücudunu tanıyın

Google ilginç servislerine bir yenisini daha eklemiş.



 Son servisin adı Body yani Vücut.

Bu servis sayesinde insan vücudunda yer alan organları, dokuları, kemikleri vs. yakından tanıma fırsatı buluyorsunuz. Bazen şuram ağırıyor buram ağırıyor diyen ama orda hangi organın bulunduğunu bilmeyen biriyseniz bu sayfayı sık kullanılanlar listenize ekleyin. Ayrıca tıp okuyan öğrenciler için de eşi bulunmaz bir hazine.



Google, yeni uygulamasını resmi olarak çıkarmadan önce WebGL-destekli tarayıcılarda ya da Firefox ve Google Chrome beta versiyonlarında tanıtım amaçlı sundu. Google Body Browser buradan ( http://www.zygotebody.com/no_webgl.html)  yüklenebiliyor. WebGL’nin Firefox dahil internet tarayıcılarının çoğunun yeni versiyonlarında standart haline gelmesi bekleniyor.

12 Şubat 2013 Salı

Çalar Saatler

Teknolojinin gelişmesiyle çalar saatler insanları uyandırmak için çeşitli özellikler kazandı. Siz de normal çalar saatlerle uyanmakta zorlanıyorsanız bu saatler tam size göre:

Uyku Döngüsü Saatleri

Hareketlerinizden uykunuzun hangi evresinde olduğunuzu analiz ederek sizi en hafif uykunuzdayken uyandırır.

Kaçan Saat

Alarm saati odanın içerisinde tekerlekleri sayesinde bir oraya bir buraya döner durur.  Alarmın susması için saati yakalamak zorundasınız.

Pervane Saat

Alarm zamanı üzerindeki pervaneyi fırlatarak ötmeye başlar. Alarmın susması için pervaneyi yuvasına takmalısınız.

Para Saatleri

Siz ertele tuşuna bastıkça bir hayır kurumuna bağış yaparsınız. Miktar giderek artar. Ya da geceden saate yerleştirdiğiniz paranın alarm susturulmadıkça parçalanması esasına dayanan modelleri de vardır.

8 Şubat 2013 Cuma

binge eating nedir?

berbat bir hastalık. Aslında bunun gibi iki hastalık var.

Compulsive Eating Disorder: Yani "Zorlayıcı Yeme Bozukluğu", bu hastalığa sahip olan kişi sürekli ve sürekli bir şeyler yeme ihtiyacı hissediyor. Örneğin bir çikolata yiyor, salona oturuyor ama rahat edemiyor, gidip bir tane daha yiyor. Sonra sokağa çıkıyor, bakkalın önünden geçerken bir bisküvi alıyor ve yiyor.

Binge Eating Disorder: Aşırı yeme bozukluğuna sahip bir kişi ise yemeğe başladığı an kendisini asla frenliyemiyor. Ancak midesi yediklerinden iyice şişip karın kaslarına baskı yaparak dayanılmaz ağrılar oluşturmaya başladığı an (mecburen) durabiliyor. Bu hastalığa sahip kişilerin bazen bir günde 30.000, hatta 50.000 kalori tükettiği oluyor.

Her iki hastalığa sahip kişiler ikide bir yemek yiyor ve patlayana kadar yiyor. Sanırım anladınız.

Şimdi biri beni bu beladan kurtarsın!


Aşırı Yeme Sendromu


Kilo problemi olan hastaların büyük bir grubu tekrarlayan “tıkınırcasına yeme” ya da “kontrolü kaybederek yeme” dönemleri yaşar. Tıkınırcasına yeme sendromunda ne yenildiğinin ve ne kadar yenildiğinin kontrolü kaybolur.

·          Herzamankinden hızlı ve fazla yenir
·          Patlayacakmış hissi yaşanana kadar yenmeye devam edilir.
·          Fiziksel açlık çekilmemesine rağmen oldukça çok miktarda yenir.
·          Tıkınırca yerken utanma duygusu eşlik ettiği için genelde yalnız yenir.
·          Aşırı yemeden sonra suçluluk duygusu, iğrenme ve depresif bir durum görülür.
   
Eğer yukarıda sayılanlar sıkça tekrar ediyorsa kilo problemi ile birlikte ya da kilo problemi olmaksızın  Tıkınırcasına Yeme Bozukluğundan bahsedilebilir.

Görülme Sıklığı
Tıkınırcasına yeme  bozukluğu son zamanlarda tanısı konulan ama en yaygın yeme bozukluklarından biridir. Obezlerin yüzde 20'sinde görülmekle birlikte, kilosu normal kişilerdeki görülme sıklığı da azımsanmayacak kadar çoktur. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre daha fazladır. Genç yaştan beri diyet yapanlarda ve yo-yo diyeti (sık sık kilo alıp verme) yapanlarda daha sık görülmektedir.

Tıkınırcasına yeme davranışına şunlar neden olabilir:

·          Hoş olmayan duygudurumları: Kaygı, sıkıntı gibi olumsuz duygular ve depresyon en temel nedenidir.
·          Çok uzun aralıklarla çok az yemek: Bu durum fizyolojik mahrumiyet yaratarak kişiyi aşırı yemeye iter.
·          Aşırı sıkı diyetlere uymayı denemek: Mükemmeliyetçi bir tutum takınmak, kaçamakları ya hep ya hiç ilkesiyle değerlendirmek ve bir kere kaçamak yapınca diyeti terk etmek gerektiğine inanç tıkınırcasına yeme davranışını tetikler.

   Bu tip yeme dönemlerini durduracak yöntemler şu başlıklarla açıklanabilir:

·          Yeme stili oluşturmak. Yiyeceklerin nerede ve nasıl yeneceği önemlidir. Yeme üzerinde kontrol sağlanmasına yardımcı olur. Bu nedenle evde veya iş yerinde önceden belirlenen bir yer yemek yeme yeri olmalıdır. Böylece kişi bu yerin dışında yediği zaman atıştırma yaptığının farkına vararak zamanla kontrolünü arttıracaktır.
·           
·          Kaçınılan Yiyecekleri Yeme Listesine Eklemek . Eğer yiyecekleri “iyi yiyecek” ve “kötü yiyecek” olarak ayırıyorsanız ve asla “kötü yiyecekler”i seçmemeye eğilimliyseniz“ya hep ya hiç” düşünme stiline sahipsiniz demektir. Bu tip bir diyet katı ve kolay kırılır. Herhangi bir kuralı yıkma durumu algılandığında ise aşırı yeme davranışı ortaya çıkar.Eğer bu tip bir problem yaşıyorsanız aşamalı olarak yemek seçmeli ve kaçındığınız yiyecekleri zamanla listenize koymalısınız. Hiçbir yiyeceğin sakıncalı olmadığını bilmeli ve istediğiniz yiyeceklerden az miktarda yeme konusunda kendinize izin vermelisiniz.

·          Tıkınırca Yemeye Yol Açan Nedenleri Keşfetmek.  Tıkınırcasına yeme durumu söz konusu olduğunda, ne yediğinizi, ne kadar yediğinizi, yerken ne hissettiğinizi ve son günlerde neler yaşadığınızı not alın. Not almanız sizi nelerin tetiklediğini fark etmenize yardımcı olacaktır. Bununla birlikte asıl problemi nasıl çözebileceğinize dair bir plan yapabilirsiniz. Gerektiğinde psikoloğunuzdan bu konuyla ilgili destek alabilirsiniz.
"kendinizi mutsuz hissettiğinizde yemek yiyerek keyif bulmaktan biraz farklı bir durum maalesef. yedikçe keyif değil kalorilerle beraber bünyeme bir de agresyon yüklediğim bir eylem bu. kendime, hayatıma, aileme, seçimlerime, başarısızlığıma, bedenime, herşeye bir agresyon hali ve sonunda da hepsine zarar verme amacıyla daha da çok tıkınmak. kendine vücudunun artık kabul etmek istemediği kadar çok besini, hem de hiç bir keyif amacı gütmeden tıkmak. en acıklısı da "kiloma biraz dikkat edeyim" deyip önünüze çıkan gerçekten sevdiğiniz leziz yemekleri yemeyip, bir kaç saat sonra gelen atakla; günlerdir birileri üşendiği için çöpe gitmemiş artıkları mideniz isyan etse de yemek borusundan yolculuğa uğurlamaktır. "

7 Şubat 2013 Perşembe

bağışlanmış böbrek bir japon vatandaşı tarafından bağışlanmamışsa bir japon o böbreği kabul etmez!


"Bazen bu Japonların milliyetçilikleri beni çıldırtacak. Adam ölüm döşeğinde acil bir böbreğe ihtiyacı var. Böbrek bulunamazsa fazla yaşamayacak. Harıl harıl beyimize uygun böbrek aranıyor. Sonunda tüm dokularıyla vücuduna uygun bir böbrek bulunuyor... Bu sefer de beyefendi kabul etmiyor. Tek neden de böbrek sahibinin Japon vatandaşı olmaması. Japon hastaların yabancı uyruklulardan alınan organları kabul etmemeleri ancak Japon vatandaşlarından alınacak safkan organları tercih etmeleri doktorlara zor anlar yaşatıyor. Japon hastaların milliyetçilikleri yüzünden Japon vatandaşlarından alınan organlara milyonlarca yen fazla vermeleri ise bazı uyanıklara yeni iş olanakları sağlıyor. Japonya’nın sanayi kenti Osaka‘da uyanık girişimci kendisini halkla ilişkiler sorumlusu olarak tanıtıp büyük şirketlerin müdürlerine mektup göndererek, müşterisi olan bir erkek hasta için böbrek aradığını belirtiyor. Mektubunda aradığı böbreğin tıbbi tanımlamasını yaparken ısrarla orijinal Japon böbreği olması gerektiğini söyleyen uyanık girişimci, şirket çalışanları arasında böbreğini satmak isteyen Japon vatandaşı olursa 5 milyon yen karşılığında hemen alabileceğini de sözlerine ekliyor. Müşterisinin yabancılardan alınacak organlara güvenmediğini ve o tip böbreklerden hastalık kapmaktan korktuğunu belirten uyanık, böbreğini satmak isteyen Japonların her türlü tıbbı masraflarının da tarafından karşılanacağı garantisini veriyor."

siz siz olun japonya'da taksinizin kapısını kendiniz açmaya çalışmayın!


"Ne bu canım, böyle tüm taksiler pırıl pırıl ben böyle temiz taksiye binmeye alışkın değilim. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar temiz taksi yok. Hem artık siz bu temizlik işini abartınız canım. Makam arabasına mı biniyoruz, taksiye mi? Yoksa eve mi konuk mu oluyoruz? Belli değil.
Kir belli olsun diye tüm taksilere dantelli beyaz örtü takılır mı? Dünyada tüm taksi şoförleri kir belli olmasın diye koyu renkli koltuk kılıflarını tercih ederken siz tam tersini yapıyorsunuz. Biz küçükken, televizyon ve telefon gibi son teknoloji ürünü eşyalar yeni alındığında annem onların üzerine beyaz dantel örtüler orterdi. Ama hergün yüzlerce insanın inip bindiği taksiye beyaz örtü koymak hiç akıl karı değil. Hem şoförlere de yazık canım. Günde 3 defa örtü değiştiriyorlar. Gerçi siz de temiz tutmaya gayret gösteriyorsunuz ama ne de olsa örtüler beyaz.
Hadi beyaz örtüleri anladık diyelim, kapıların otomatik açılıp kapanmasına ne demeli. Neymiş efendim kapı kolları kirli olabilirmiş. Müşterilerin kapı kollarına ellerini sürüp kirletmemeleri için kapılar otomatik olarak açılıp kapanıyormuş. Bu bana hiç inandırıcı gelmiyor. Madem sırf yolcuların eli kirlenmesin diye bu otomatik kapıları koyuyorsunuz. O zaman ben taksilerin kapısını kendim açmaya çalıştığımda niçin bana kızıyorusunuz. Tamam şimdi öğrendim ama ilk geldiğim zamanlar, taksi şoförlerinden az fırça yemedim. Ben nereden bilebilirdim kapılarınızın otomatik açılıp kapandığını. Diğer yabancılar da benim gibi kapılarını kendileri açıp kapamak istedikleri için onları taksilerinize almamak da ne oluyor. Hiç yakıştıramadım."

Japonya'da arabaya park yeri bulmak



"Park yeri olmayan veya park yeri kiralamayan bir Japonun araba alma hakkı bile yok. Öyle park yeri deyip geçmeyin. Kolay kolay bulunmuyor. Eğer müstakil bir evde oturuyor ve evinizin özel bir garajı varsa sorun yok. Trafik tescil şubesine evinizin belediyeden onaylı imar planını gösterip park yeri sahibi olduğunuzu ispat ederek hemen plakanızı alabilirsiniz.
Apartmanda otuyorsanız işiniz daha zor. Eğer apartmanın yeterli sayıda park yeri varsa apartman idaresine başvurup, evinizin bulunduğu mevkiye göre 200 ila 600 dolar arasında değişen aylık kira karşılığı bir park yeri kiralayabilirsiniz.
Yok eğer apartmanınızın yeterli sayıda park yeri yoksa işte o zaman yandı gülüm keten helva. Hiç şansınız yok demektir. Doğru bir emlakçıya gideceksiniz ve evinizin yakınlarında bir park yeri olup olmadığını soracaksınız. Emlakçınız size evinize beş dakikalık bir yürüme mesafesinde 400 dolar civarında bir aylık kira bedeli karşılığı bir park yeri buldu. (Gerçi bu pek mümkün değil ya neyse buldunuz diyelim).
Önce park yeri sahibine park yerini size kiralamayı kabul ettiği için bir kira bedeli teşekkür parası vereceksiniz. Yani parası mukabilinde de olsa sahip olduğu park yerine arabanızı parketmenize müsaade ettiği için para vereceksiniz.
Park yeri sahibine bir kira bedeli teşekkür ettikten sonra, park yerine herhangi bir zarar vermeyeceğiniz konusunda onu ikna edeceksiniz ve park yerine bir zarar vermeniz karşılığında el konulmak üzere bir aylık depozit vereceksiniz.
Şimdi ‘açık park alanına nasıl zarar verilir’’ demeyin. Daha ben de nasıl zarar verilebileceğini tespit edemedim. Ayrıca durun daha yapacağınız ödemeler var. Bir kira bedeli de emlakçınıza vermek zorundasınız. Sizin için uğraştı, didindi ve sonunda bir park yeri buldu. Eh parayı hakketti yani.
Anlayacağınız vasat bir semtte çok sıradan bir otopark alanında bir park yeri kiralayabilmeniz için teşekkür parası, depozit ve emlakçı parası derken binbeşyüz dolara yakın para harcayacaksınız. Her ay vereceğiniz 400 dolar da cabası. Temiz ikinci el bir otomobilin bin dolara alındığı bir ülkede araba alabilmek için bir de binbeşyüz dolar vererek park yeri kiralamak pek akıllıca gelmiyor ya neyse."

japonya'da araba da ne yapılır?


"İşte size on puanlık uzman sorusu, araba kullanırken ne yapabilirsiniz?
Müzik dinleyebilirsiniz, cep telefonu ile konuşabilirsiniz, Yanınızdaki ile muhabbet edebilirsiniz, sigara tellendirip, çay kahve içebilirsiniz. Başka eh varsa küçük televizyonunuz, televizyon seyredip oranızı buranızı kaşıyabilirsiniz. Hepsi bu değil mi?

Hayır eğer Japonsanız yapacak daha çok şey var. Örneğin araba kullanırken makyaj yapabilirsiniz. Öyle bozulan makyajınızı tazelemenizden bahsetmiyorum. Sıfırdan oturup makyaj yapmaktan bahsediyorum.
Sabah işe yetişmek için acele ile sokağa fırlayan bayanlar tüm makyajlarını araba kullanırken yapabiliyorlar. Saçlarına fön çekmek dahil. Veya iş çıkışı bir partiye yetişmek zorunda olanlar makyajlarını tazelemenin yanı sıra elbiselerini bile değiştirebiliyorlar.
Hatta bazı Japon sürücüler kırmızı ışıkta beklerken birkaç saniye bile olsa uyuyabiliyorlar. Ama tabi bu süre içinde derin uyuya kalma tehlikesi de yok değil. Geçen akşam trafiğin en yoğun olduğu saatlerde kalabalık caddede kırmızı ışıkta bekleyen araçlardan birinin şoförü mışıl mışıl uyuyordu. Diğer araç sürücüleri de uyuyan şoförü rahatsız etmemek için korna bile çalmadan arabanın etrafından dolaşıp yollarına devam ediyordu.
Bir ara inip uyandırayım diye düşündüm ama baktım diğer Japonlar korna bile çalmıyor, Herhalde bir bildikleri vardır. deyip ben de diğer Japonlar gibi hiç gürültü yapmadan yanından dolaşıp yoluma devam ettim."

Japonlar on dinleyip bir konuşuyor..


Karşısındakinden on cümle dinliyor ancak bir cümle konuşuyorlar.
Otelde resepsiyon görevlisine para vereceksiniz, belki onbeş dakika rahatlıkla bekliyorsunuz.
Garsona yemek siparişi veriyorsunuz azamî yarım saat oturmak zorundasınız.
Bunu “tembellik” olarak değerlendirmeyin.
Mükemmeli yapmak için hazırlanıyorlar.
Devlet Bakanı Recep Önal “Temaslarımda net bir şey görüyorum. Japonlar çok iyi düşünüyorlar. Bizim basit teferruat diye üzerinde durmadığımız konuları defalarca anlattırıp dinliyorlar. Önemli olan Japonlar’a konunuzu iyi anlatmak... Belki saatler, günler sürebilir. Yorulursunuz, canınız sıkılabilir. Sonuca böyle ulaşabilirsiniz” diyor.
Önal, Japonlar’ın İstanbul Boğazı Tüp Geçişi, Yap-İşlet-Devret projeleri ve Bozüyük-Mekece otoyoluna anahtar teslimi talip olmaları için mücadele verdiklerini de sözlerine ekliyor.

Japonya'da Zorunlu trafik dersi



Japonların yaptıkları da insan haklarına sığmaz. Neymiş efendim trafik kurallarını ihlal edildiği için sadece para cezası ödemek yetmezmiş. Kuralların ihlal edilmesi cahilliğin göstergesiymiş ve bu yüzden de kesinlikle eğitilmek gerekiyormuş.
Öyle eğitimden kaçış yok, ‘‘size ne kardeşim, ben cahil doğdum cahil öleceğim’’ diyerek, bu işten kurtulamıyorsunuz. Japonya‘da ehliyetler üç senelik veriliyor ve bu süre içinde bir trafik suçu işlediyseniz, özel bir eğitimden geçmeden yeni ehliyetinizi alamıyorsunuz.
Diyelim arabanızı yol kenarına park etiniz. Polis gördü ve ceza yazdı. Siz de paşa paşa 16 bin yen (yaklaşık 125 dolar) nakit para cezasını ödediniz. Ama bununla kurtulduğunuzu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu işin sadece para ödemekle bitmediğini ehliyetinizi yenilemeye gittiğinizde anlıyorsunuz. Ama artık çok geç.
Polis merkezinde diğer cahil arkadaşlarınızla bir sınıfa dolduruluyorsunuz. İşte asıl eziyet şimdi başlıyor. Emekli polis memurları uzun uzun anlatıyorlar. Sonra da aynı hataları tekrarlarsanız başınıza gelebilecek felaketleri konu alan acıklı bir film seyrediyorsunuz.
Film sonunda yapılan küçük testi başarı ile geçip eğitildiğinizi kanıtlayabilirseniz, yeni ehliyetinizi almaya hak kazanıyorsunuz. Yok başarılı olamazsanız sil baştan herşeye yeniden başlayacaksınız.
Bu kadar işkence yetmemiş olacak ki, Japonlar yeni trafik kanunu hazırladılar. Altı ceza puanını dolduran, 16 bin yen para cezası ödedikten sonra ya üç saat boyunca caddelerde görevlilerle beraber park yapılmaz broşürleri dağıtacak, ya da üç saat boyunca bir emekli trafik polisi eşliğinde araba kullanacak. Yok bunların hiçbirini yapmazsa, 30 gün boyunca ehliyeti elinden alınacak.
Öyle altı ceza puanı deyip geçmeyin. Bir kırmızı ışık ihlali ve iki park yeri ihlali etti size altı puan. Her ceza için 16 bin yen'den toplam 48 bin yen cezanın ardından, bir 16 bin yen daha ceza ödedikten sonra diğer eziyetlere katlanamam.

Japonlar ASLA ‘HAYIR’I KULLANMAZ



Bir Japon için güven, her şeyin başıdır, kesinlikle size yüzde yüz güvenmelidir.
Japon'la konuşurken çok dikkatli olun. Gözünüzden, mimiklerinizden, beden dilinizden numara yapıp yapmadığınızı kesinlikle anlar. Beyaz yalanı bile kabul etmezler.
Siz ve firmanız hakkında çok derin araştırmalar yapar.
Dürüst değilseniz, Japon gözünde hiçbir değeriniz yoktur.
Söylediklerinizi uzun uzun not alır, asla unutmaz.
Aile yaşantısına çok önem verir.
Kravatlı olun ve koyu renkli giysileri tercih edin.
Japonya'da hayır kelimesi hiç kullanılmaz, en büyük hakaretlerden biridir. Evet'in bazı tonlamaları, onlarda hayır anlamına gelir. Bazı bakışlar, hareketler de hayır anlamına gelir.
Saygı çok önemlidir. Ciddiyetinizi hiç bozmayın, ağzınızdan çıkacak kelimeyi dokuz kere düşünün.
Japon ihaneti ve suistimali asla affetmez.
Japonya'da paraşütle inme, tepeden inme diye bir şey yoktur. Üst makamlara alttan yetişenler gelir.

JAPONYA

Japonya ve Japonlar hakkında bilgi


* Japonya'nın % 70'inden fazlası dağlarla kaplı. Japonya'da ülkenin sembollerinden olan Fuji yanardağı da dahil olmak üzere 200'den fazla yanardağ var.

* Japonya'da okuma - yazma oranı % 99'un üzerinde.

* 128 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık 10. ülkesi ve 30 milyonluk nüfusu ile dünyanın en büyük metropolitanı olan Tokyo bu ülkede.

* Basaşi (çiğ at eti) ve suşi (çiğ balık eti) sevilen yemeklerin başlıcalarından.

* Japonya'da işsizlik oranı % 4'ün altında.

* 82,6 yaş ile dünyanın en fazla ortalama yaşam süresine sahip ülkesi. Türkiye ise 71,8 ile 98. sırada. ne dersiniz biz de basaşi ve suşi yemeye başlarsak o kadar uzun yaşayabilir miyiz acaba?

* İrili ufaklı 6800 adet adadan oluşan Japonya'da tarım arazisi çok sınırlı, bu nedenle meyve ve sebze fiyatları çok yüksek. Mesela bir kavunun fiyatı 15000 YEN, yani 270 TL!

* Japonya dünya da Singapur'un ardından en az cinayet vakası görülen 2. ülke.Fakat dünya'nın en büyük intahar ormanı olarak bilinen Aokigahara 'da japonya sınırları içerisinde.

* Japonya'nın geleneksel sporu sumo güreşi. Yeni sumo güreşçileri usta -çırak ilişkileri dahilinde deneyimli Sumo güreşçilerine banyo yaptırmakla görevli ve bu banyoya ulaşılması zor olan bölgeler de dahil!

* Japonya dünya animasyon film pazarının % 60'ını elinde tutuyor. Ve bu ülkede 120 'den fazla animasyon seslendirme okulu bulunmakta.

* Japonya'da mahkemeler acımasızlığıyla bilinmekte, açılan davaların % 90'ından fazlası mahkumiyetle sonuçlanıyor. Ülkede hapishaneler %100'ün üzerinde kapasite ile çalışıyor.




6 Şubat 2013 Çarşamba

marquis de sade - dolandırıcılar



şu ara sadizmin babası marquis de sade 'in bu kitabını okuyorum.(okuyordum, bitti:)

güzel kitap, sürükleyici.. marquis'in her kitabında olduğu gibi toplum tarafından ahlaksız olarak nitelendirilebilecek cümleler mevcutsa da okunmaya değer bence. olayların sonlanış biçimleri alışılagelmişin dışında ve ütopik. insanın beyninde yeni sinir yolları oluşmasını sağlıyor. ben sevdim,, okumanızı tavsiye ederim.

Arka kapak'tan

"Birçok dikkatsiz kadın, kendilerine bir sevgili bulmaksızın ve kocalarını da karşılarına almaksızın, her türlü cilveleşme yöntemine açıktır. Ama bu yöntemle kendilerini, bekleyen kaçınılmaz sondan daha tehlikeli bir sona sürüklerler. Bu bağlamda, sözünü açtığımız bu konuya en çok uyacak olay ise kuşkusuz Languedovc markizinin başına gelenlerdir.

Aklı bir karış havada, delidolu, neşeli ve açık görüşlü nazik bayan Guissac, Aumela baronuyla yaptığı mektup alışverişlerinin bir sorun yaratmayacağına inanıyordu. Böyle düşünmesinin başlıca nedeni bu mektupların zaten ortaya çıkmayacağına olan inancıydı; hatta bayan Guissac'a göre bu mektuplar bir gün ortaya çıkacak olursa da kocasına şöyle veya böyle masumiyetini kanıtlayacağına inanıyordu. Ancak yanılıyordu..."



" Bu saatten sonra sende fırtına kopsa bende yaprak oynamaz. " " Boris Vian"