bu gün sanırsam biraz daha soğuk
ve bugün sanırsam saçlarım avuçlarıma biraz daha fazla batıyor..
sevdiğim gözlerime bakıyor kirpiklerim biraz fazla uzun diye sanki
o da yapıyor.. o da oynatıyor dudaklarını... o da bakıyor ayaklarına...
o da..
sevdiğim sen de mi oradaki insanın koluna giriceksin yarın?
sen de mi oradaki insanın şimdiye ebediyetine ortaksın?...
o kendi yarınlarını sıçıyor!!!
insanlar sanırsam nefes almıyorlar.
kendi dünyalarına ağır gelen gerçekleri, onların boklarını süpüren, umutları bi tarafına sürekli batan fakir çöpçülerin suratlarına tükürüyorlar...
evet o da..
evet evet sen de..
-"şimdi sende herkes gibisin" demek gelir o çöpçünün içinden...
Yok, deme kalsın.
Şairin yüzüne de tükürür bunlar.
Sejr
sokak edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sokak edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Kasım 2008 Pazartesi
11 Kasım 2008 Salı
Trendeki döküntüler - 2
Yer: Mavi Tren 10.11.2008/PAZARTESİ
ANKARA-BASMANE
UZAYLI KARALAHANALAR YORGO’YA, SÜLEYMAN’A ve MİNE’ YE SÖVDÜLER
Sonunda uyandım diyemiyorum, çünkü çok az uyuyabildim. Uyanır uyanmaz mistik düşünceler beni teker teker idam etmeye başladı. Uzaylılara benzeyen karalahanalar gördüm düşümde. Onlara –Seni tanımayan yok bu şehirde şarkısını mırıldandım. Salaş meyhanedeki Yorgo’ya, kır kahvesindeki Süleyman abiye, batakhanedeki Mine’ye sövdüler toptan.
Bugünün sabahı ortalama bir sabahtan farksız. Mekan, zaman ve ben farklıyız ama gün hala ortalama bir gün, lanet olasıca. Fucktowski okumak edepsiz dilimi fena etkilemiş. Bir süre bukowski okumasam iyi olucak. O bu durumla karşı karşıya kalsa söyleyeceği şu olurdu eminim. – siktir git, Bukowski. O zaman ne diyoruz, s.git buko.
Tünelden geçiyoruz, tünel hakkında karanlık yorumlar yapmak ister ruhum, ama beynim diyor ki o yalnızca bir tünel, siksen 200 metreyi geçmez. Ne bir son, ne bir kıç ne de bir cehennem çukuru. Ne diye hak etsin karanlık yorumları. Tüm bunları beynim söylemiyor, fazla yazdım. Hepsini ben uydurdum neyse.
‘’Hey, Britney…Are you ready? A-ha… Ar yu? :< That’s all. Take me to your home.’’ diye sesleniyor, Britney, Madonna’ya. Kafayı kırmışlar. Madonna da ona şöyle sesleniyor. ‘’ Baby, loose your control. Come here I’ ve got sth to show you.’’ salak şarkı. 18 saat trende kalıp, bütün mp3 çaları 5 kez dinledikten sonra tüm şarkılar balon joje gibi şişiriyor beyninizi. O yüzden size tavsiyem 4-5 GB ‘lık bişey alın,garip şarkılarla doldurun ki vs vs….
4 önümdeki koltukta oturan kadın gazetesini tek gözlü canavar gibi kafasının üzerindeki gözüyle mi okuyor nedir, neyse gazetesinden bir başlık çaldım. Onunla ilgili dandik efsaneler uyduriyim hemen, işim yok nasıl olsa. Başlık şu ‘’ Ben ablaysam bu mesajlar ne?’’ yanında da Bülent Ersoy’un resmi vardı gözlerim beni yanıltmadıysa. Saçmalık ötesi bi durum. Neden mi? Eskiden erkek olan şimdi kadın olduğunu sanan bi yaratığın bu cümleyi kurması gayet mantıksız. Bu varlığın kendisinin ‘’abla’’ olabileceğine inanmasıysa Sokrates’in tavuk kanadıyla uçması kadar komik.
Savaştepe istasyonunda bi amca bindi trene. Saykonun teki bence. 15 nolu koltuğa oturmuş, önümde oturan kıza da sürekli bu 28 mi diye soruyor. : D Ona buradan diyorum ki ‘’ yeter çek git güneşimden‘’.
Ha, bu arada.Geçen nete girdim. ‘’mynet bok olmuş, nickler kanallar gitmiş dedi biri’’.3-5 kro bu anı bekliyormuş hep, sistem göçse de bi kaç gereksiz kanalı daha nüfuzumuza geçirsek diye. Sksinler kanallarınızı :)
Çok argo dolu bi yazı oldu, farkındayım. ama şurda sokak edebiyatı yapıyoruz, hatta sokak bile değil tren edebiyatı.öf berbatım. Ne istersem onu yazarım. RAMBO kadar cesaretim olsa kaçırırdım seni diyerek yazıma son veriyorum.
Leviathan
ANKARA-BASMANE
UZAYLI KARALAHANALAR YORGO’YA, SÜLEYMAN’A ve MİNE’ YE SÖVDÜLER
Sonunda uyandım diyemiyorum, çünkü çok az uyuyabildim. Uyanır uyanmaz mistik düşünceler beni teker teker idam etmeye başladı. Uzaylılara benzeyen karalahanalar gördüm düşümde. Onlara –Seni tanımayan yok bu şehirde şarkısını mırıldandım. Salaş meyhanedeki Yorgo’ya, kır kahvesindeki Süleyman abiye, batakhanedeki Mine’ye sövdüler toptan.
Bugünün sabahı ortalama bir sabahtan farksız. Mekan, zaman ve ben farklıyız ama gün hala ortalama bir gün, lanet olasıca. Fucktowski okumak edepsiz dilimi fena etkilemiş. Bir süre bukowski okumasam iyi olucak. O bu durumla karşı karşıya kalsa söyleyeceği şu olurdu eminim. – siktir git, Bukowski. O zaman ne diyoruz, s.git buko.
Tünelden geçiyoruz, tünel hakkında karanlık yorumlar yapmak ister ruhum, ama beynim diyor ki o yalnızca bir tünel, siksen 200 metreyi geçmez. Ne bir son, ne bir kıç ne de bir cehennem çukuru. Ne diye hak etsin karanlık yorumları. Tüm bunları beynim söylemiyor, fazla yazdım. Hepsini ben uydurdum neyse.
‘’Hey, Britney…Are you ready? A-ha… Ar yu? :< That’s all. Take me to your home.’’ diye sesleniyor, Britney, Madonna’ya. Kafayı kırmışlar. Madonna da ona şöyle sesleniyor. ‘’ Baby, loose your control. Come here I’ ve got sth to show you.’’ salak şarkı. 18 saat trende kalıp, bütün mp3 çaları 5 kez dinledikten sonra tüm şarkılar balon joje gibi şişiriyor beyninizi. O yüzden size tavsiyem 4-5 GB ‘lık bişey alın,garip şarkılarla doldurun ki vs vs….
4 önümdeki koltukta oturan kadın gazetesini tek gözlü canavar gibi kafasının üzerindeki gözüyle mi okuyor nedir, neyse gazetesinden bir başlık çaldım. Onunla ilgili dandik efsaneler uyduriyim hemen, işim yok nasıl olsa. Başlık şu ‘’ Ben ablaysam bu mesajlar ne?’’ yanında da Bülent Ersoy’un resmi vardı gözlerim beni yanıltmadıysa. Saçmalık ötesi bi durum. Neden mi? Eskiden erkek olan şimdi kadın olduğunu sanan bi yaratığın bu cümleyi kurması gayet mantıksız. Bu varlığın kendisinin ‘’abla’’ olabileceğine inanmasıysa Sokrates’in tavuk kanadıyla uçması kadar komik.
Savaştepe istasyonunda bi amca bindi trene. Saykonun teki bence. 15 nolu koltuğa oturmuş, önümde oturan kıza da sürekli bu 28 mi diye soruyor. : D Ona buradan diyorum ki ‘’ yeter çek git güneşimden‘’.
Ha, bu arada.Geçen nete girdim. ‘’mynet bok olmuş, nickler kanallar gitmiş dedi biri’’.3-5 kro bu anı bekliyormuş hep, sistem göçse de bi kaç gereksiz kanalı daha nüfuzumuza geçirsek diye. Sksinler kanallarınızı :)
Çok argo dolu bi yazı oldu, farkındayım. ama şurda sokak edebiyatı yapıyoruz, hatta sokak bile değil tren edebiyatı.öf berbatım. Ne istersem onu yazarım. RAMBO kadar cesaretim olsa kaçırırdım seni diyerek yazıma son veriyorum.
Leviathan
Trende döktürdüğüm sokak edebiyatı tadında yazılmış güncelerden seçmeler
Yer: Mavi Tren - PAZAR / 9.11.2008
ANKARA-BASMANE
KAN DÜNYADAKİ İBNELERİN SOYUNU KURUTSA KEŞKE
‘’Kan, dünyadaki bütün ibnelerin soyunu kurutsa keşke’’ diye saçma bir cümle kurdu. Bu onun dışkılama isteğini kamçılayan sahte bir orospuydu sanki. Kamçılıyor, her defasında ruhunda derin yaralar açan bir kusma isteği uyandırıyordu. Tren biletimiydi ki bu işin bitince yırtıp atasın. Acımasız olunmamalıydı o yüzden sevenlere karşı. Yoksa acımasız orospular kamçılardı bedeninizi. Yine aynı cümle yankılanıyordu beyninde. Ama bunun bir önemi yoktu.
Önde oturan yaşlı amca utanmasa tükürüverecekti ciğerlerini elime. Sonrada sövse iyi olur diye düşündüm. Bu ona serseri bi hava katardı. Belki eski günlerdeki boktan, kokuşmuş, çılgın attığı gecelere dönerdi birden gece. Yanında oturan karısı tam 17 saat uyudu. Kafası güzeldi heralde.
Farketti ki çoğu zaman kendinden 3. Tekil şahıs gibi bahsediyordu. Bu ne sikim işti? Bu şu sikim bir işti ki siz anlamazsınız. Kimi kendini bilmez yorumlar bunu –utangaçlık- şeklinde, kimisi der ki –sevimli olma isteği. Ama ben diyorum ki bu, ruhun bedene sığamaması, kimi zaman beden dışına çıkıp zırvalaması.
Elimde Konfüçyüs’ten Toynbee’ye kadar ortaya çıkmış olan büyük öğretileri anlatan siktiri boktan bi kitap var. Tam 1700 km dir onu taşıyorum, neredeyse paramparça oldu, üstelik benimde değil. Okuyamıyorum. Okusam, götlerin cirit attığı elit çevrelerde bi kaç piçi göt ederdim mutlaka,ama sanırım okumayacağım onu. Çünkü değersiz içindekiler. Bugüne değin 10-15 yaşlı budalanın hayatı nasıl yorumladığı kimin umurunda? Kafayı kırmış, popoyu yarmışlar herifler. ‘’İnsan iyi midir, kötü müdür?’’, ‘’ Neden yaşıyoruz?’’, ‘’Toplumsal hayatın getirileri ve götürüleri nelerdir?’’ diyerek.
Sorular sorulmalı ama cevapları pek önemli değiller bence. Birini niye seviyorum diye sormalı insan zaman zaman kendine, ama cevabını yazacak olsam şuraya kağıt bile ufalanıp bu ana şahit olmamayı yeğlerdi, öyle sanıyorum. ‘’öyle sanıyorum’’ kalıbını daha önce okuduğum bi kitaptan çalmış olabilirim, yabancı gelmedi gözüme.
Konu dağılmadan başka sorularda sormalı insan kendine. ‘’ Aldatmak nedir? ’’, ‘’ Sevmediğin birine neden ve nasıl seni seviyorum dersin?’’ vb. sorular. Dediğim gibi cevaplar problem değil. Soru sorun kendinize, salak cevaplar verin. Budur bizi özgür kılan.
Bir mandalinadır insanın gözüne ışık getiren, mandalinadır, balina değil.
Yan koltuktaki kız çok mülayim, şokella fabrikasının işçileri görünümünde, üniversite talebesi görevinde bir maldı. Bütün yol boyunca 250 sayfalık Elle ( Magazin dergisinin) resimlerine elleriyle dokunarak fetişist duygular barındırdığını gözüme soktu. Okuma yazma bilmiyor muydu, biraz pişmaniye yedirsem öğrenir miydi? 250 sayfaya dokunulur mu, tamam derginin adı Elle,ama mesajı yanlış almış. Ellemeyeceksin yavrem. Neyse, bu kız hakkında bu kadar çok saçma şey düşünüldüğünü öğrense intahar ederdi sanıyorum.
Bugün bi dükkana girdim. Üstüme başıma bi kaç şey aliyim maksadıyla. Yaşlı kurt kadın, az kalsın donuma kadar ütülüycekti beni. Bi kazak deniyorum, anında yanımda beliriyor, etiketi söküyor, üstünde kalsın fln diyor. Maymuna benzettim bu hareketini. Neyse güzel şeyler aldım.
Şimdi uyuma vakti. Tren camına kafamı dayayıp, bi kaç beyin hücremi katletmeyi planlıyorum. Bu arada Elle dergisini okuyan kızın çantasındaki sarı paketli ıslak mendil, Lays paketini andırıyor. Acıktım galiba. Kıza sövdüm içimden. Salla :))) Sanırım ben deliyim.
Leviathan
ANKARA-BASMANE
KAN DÜNYADAKİ İBNELERİN SOYUNU KURUTSA KEŞKE
‘’Kan, dünyadaki bütün ibnelerin soyunu kurutsa keşke’’ diye saçma bir cümle kurdu. Bu onun dışkılama isteğini kamçılayan sahte bir orospuydu sanki. Kamçılıyor, her defasında ruhunda derin yaralar açan bir kusma isteği uyandırıyordu. Tren biletimiydi ki bu işin bitince yırtıp atasın. Acımasız olunmamalıydı o yüzden sevenlere karşı. Yoksa acımasız orospular kamçılardı bedeninizi. Yine aynı cümle yankılanıyordu beyninde. Ama bunun bir önemi yoktu.
Önde oturan yaşlı amca utanmasa tükürüverecekti ciğerlerini elime. Sonrada sövse iyi olur diye düşündüm. Bu ona serseri bi hava katardı. Belki eski günlerdeki boktan, kokuşmuş, çılgın attığı gecelere dönerdi birden gece. Yanında oturan karısı tam 17 saat uyudu. Kafası güzeldi heralde.
Farketti ki çoğu zaman kendinden 3. Tekil şahıs gibi bahsediyordu. Bu ne sikim işti? Bu şu sikim bir işti ki siz anlamazsınız. Kimi kendini bilmez yorumlar bunu –utangaçlık- şeklinde, kimisi der ki –sevimli olma isteği. Ama ben diyorum ki bu, ruhun bedene sığamaması, kimi zaman beden dışına çıkıp zırvalaması.
Elimde Konfüçyüs’ten Toynbee’ye kadar ortaya çıkmış olan büyük öğretileri anlatan siktiri boktan bi kitap var. Tam 1700 km dir onu taşıyorum, neredeyse paramparça oldu, üstelik benimde değil. Okuyamıyorum. Okusam, götlerin cirit attığı elit çevrelerde bi kaç piçi göt ederdim mutlaka,ama sanırım okumayacağım onu. Çünkü değersiz içindekiler. Bugüne değin 10-15 yaşlı budalanın hayatı nasıl yorumladığı kimin umurunda? Kafayı kırmış, popoyu yarmışlar herifler. ‘’İnsan iyi midir, kötü müdür?’’, ‘’ Neden yaşıyoruz?’’, ‘’Toplumsal hayatın getirileri ve götürüleri nelerdir?’’ diyerek.
Sorular sorulmalı ama cevapları pek önemli değiller bence. Birini niye seviyorum diye sormalı insan zaman zaman kendine, ama cevabını yazacak olsam şuraya kağıt bile ufalanıp bu ana şahit olmamayı yeğlerdi, öyle sanıyorum. ‘’öyle sanıyorum’’ kalıbını daha önce okuduğum bi kitaptan çalmış olabilirim, yabancı gelmedi gözüme.
Konu dağılmadan başka sorularda sormalı insan kendine. ‘’ Aldatmak nedir? ’’, ‘’ Sevmediğin birine neden ve nasıl seni seviyorum dersin?’’ vb. sorular. Dediğim gibi cevaplar problem değil. Soru sorun kendinize, salak cevaplar verin. Budur bizi özgür kılan.
Bir mandalinadır insanın gözüne ışık getiren, mandalinadır, balina değil.
Yan koltuktaki kız çok mülayim, şokella fabrikasının işçileri görünümünde, üniversite talebesi görevinde bir maldı. Bütün yol boyunca 250 sayfalık Elle ( Magazin dergisinin) resimlerine elleriyle dokunarak fetişist duygular barındırdığını gözüme soktu. Okuma yazma bilmiyor muydu, biraz pişmaniye yedirsem öğrenir miydi? 250 sayfaya dokunulur mu, tamam derginin adı Elle,ama mesajı yanlış almış. Ellemeyeceksin yavrem. Neyse, bu kız hakkında bu kadar çok saçma şey düşünüldüğünü öğrense intahar ederdi sanıyorum.
Bugün bi dükkana girdim. Üstüme başıma bi kaç şey aliyim maksadıyla. Yaşlı kurt kadın, az kalsın donuma kadar ütülüycekti beni. Bi kazak deniyorum, anında yanımda beliriyor, etiketi söküyor, üstünde kalsın fln diyor. Maymuna benzettim bu hareketini. Neyse güzel şeyler aldım.
Şimdi uyuma vakti. Tren camına kafamı dayayıp, bi kaç beyin hücremi katletmeyi planlıyorum. Bu arada Elle dergisini okuyan kızın çantasındaki sarı paketli ıslak mendil, Lays paketini andırıyor. Acıktım galiba. Kıza sövdüm içimden. Salla :))) Sanırım ben deliyim.
Leviathan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)