siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2012 Çarşamba

maskulinizm

Yaşamak ne güç şeymiş

Kadınlar öğrettiler bana

Başta anam!

Hamamda kaynar sular dökerek başımdan

Onlar uyandırdılar beni çocukluktan

Erkek olup üstlerine çıkayım diye

Bu öyle bir esatır ki

Hem yesir tüccarı olacaksın, hem yesir

Ve vücutlarının akkağıtlarına yazdığım o şiir değil,

med-cezir...

Kadınlar doğurdular beni bağıra bağıra

Yine onlar öldürecekler beni aşktan

Bağırta bağırta...

can yücel

26 Aralık 2010 Pazar

ellerimi gördüğünde
parmaklarım okşarken bedenini
sen beni hiç sevdin mi?

8 Şubat 2010 Pazartesi

bitti, ışığı yak

sorma kendine: "bu gece belki?"
sorma. hiçbir gece
senin icin hep iki ayrı kapi olacak
biri gündüzden umuda kapıldığın
ötekisi, çok geç saat döndüğün

o karanlık, demir perdelerden
ayırt edilmez ahşap

aksam dönenip duran yarasa
geri dön
bitti. ışığı yak. indirir indirmez
demir kepengi yak ışığı
buzlu camında bir başına titreşir
ateşten lamba. hep aynı ıssızlık
geceyi kefen sarıyor aşk

selim ileri

7 Ocak 2010 Perşembe

aklını oynatıyor zurnasıyla bir çingene

Aklını oynatıyor zurnasıyla bir çingene
-Bana ne, bana ne?
-Hangi kimsin sen ulan ibne?
Aklını
Oynatıyor
Zurnasıyla
Bir çingene

C.Yücel
- Garcia Lorca'ya Grasiya- şiirinden
Rengarenk kitabından
Kaçak!

Kaçak!

Kaçak!

Sen ölürsen tavşanın ak!

Tavşanından kim kaçacak?

Merhum bir nefer-i merkuma şiirinden

C.Yücel

sadece bu

İğrençliğe de varız biz!
Yatalım leş gibi yatalım, öylesine alıştığımız ki bu
Bir kumru kumruyu tamamlasın
Bir yılan, bir fare sadece deliği kapasın bu
Sadece bu.

Bak göreceksin nasıl da ayrılmak istiyoruz sonra
Nasıl da kaçmak istiyoruz birbirimizden
Yeniden yeniden yeniden...


Edip Cansever - Umutsuzlar Parkı'ndan

18 Aralık 2009 Cuma

yalnız bir opera

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu.
ve elbet üzerinde durulmuyordu.
sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
başlangıçta doğruydu belki.
sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
ve hala bilmiyordun sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi
terk ettin.


yaz başıydı gittiğinde, ardından,
senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
kimsesiz bir yazdı. yoktun. kimsesizdim.
çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

yaz başıydı gittiğinde. sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
seni bir şiire düşündükçe
kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz

Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.

Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor

Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye
, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?

Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.

Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
panayır yerleri...
Ölü kelebekler...
Ölü kelebekler...
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.

Murathan Mungan

15 Aralık 2009 Salı

tıkılıp kalmak herşeye

kaçış isteğidir,
beni, kaleme kağıda çeken
tıkılıp kaldığım bir arzudur isyanlarım.
her adımda ilerledim sandığım,
oysa hayaldir.
kabuslarıma kısmet olmayan kötülükteki,
zihnimden avuntu sesleridir nefes alışlarım.
kalbime saplanan hayat parçalarını söküşümden
fışkıran geçmişler artık duyduğum sözler.
tıkılıp kaldığım bir isyandır bağırışlarım.

insanlara bakıp bulduğum tümdengelimler,
boş sokaklara uğurlanan,
çıkmaz gelecekler eşliğinde yolculardır.
bir içimlik ruhu kalan acizler.
inanılan tek şey vardır;
batıldır o gerçek.
saklambaç oynanır bütün semtlerinde akılların.
tıkılıp kaldığım bir bağırıştır küfürlerim.
bir kurtuluş uğruna saçılan aşağılıklar üstünde
sallanarak gezinen mutlu küçümseyiciler yaşayanlar
;
gülüşlerinden tükürüklerini hissettiklerim yanağımda.
gecenin dibinden çığrışları sömürülen,
köşeye sikilip atılmış bir kız parçası.
tıkılıp kaldığım bir küfürdür yalvarışlarım.
tanrı inancımı inançlarıyla matlaştıran insanlar
kendi yalan senetlerinin müsvedde nüshalarıdır.
hiçbiri okumamış ama,
kutsal kitaplardan kalma, boktan müsveddeler hepsi.
aptallığın timsali Adem oğlunun.
bi’ yoğun sevgi.
bi’ yoğun sevgi sevgidir yıldızların göğe akıttığı.
benim titrek hayatlardan aldığım,
sınır tanımaz bir hiçtir.
benim senin için bizlediğim
,
bir avuç sonsuzdur…
tıkılıp kaldığım bir yalvarıştır dualarım.
hayalet bedenler dünyada beslenenler.
asıl olan benim!
benim ağaçlarım onların havasını temizliyor;
onların bacaları havamı kirletiyor.
ah, şu yalanlarım.
tüm kaygımla şüphelendiğim zehirli solucanlarım.

tıkılıp kaldığım bir duadır sevgilerim.
katıksız üretilen bol hormonlu bir meyve tüm aşklarım.
tanrı’dan onaysız karanlık acılar yaşadıklarım;
yaşıyor olduğum...
yaşamayacak olduğum…

şu yaşlar var ya gözlerimden dökülen,
sıçarlar ağzına insanın, bin bir ağırlık koyarlar tepene, ve hüzün;
diğerlerine neşe.

alınamaz bu aşkın tarifi, ne de tedavisi, doğa parçalarından.
tıkılıp kaldığım bir sevgidir tanrılarım.
yataylamasına yoğunca ve dikeylemesine derince.
tıkılıp kaldığım bir Tanrı’dır tanrılarım.

28 Kasım 2009 Cumartesi

şu yaptığına bak...

bir uçurum kenarında asılı durmaktayım
yapmam gerekenin imkansızlığında
yapmamam gerekenin sanrılarındayım
kelimeler kifayetsiz dudaklarımda
kelimeler kifayetsiz dudaklarımda

ölmek için mi geldim tanrım
sen ağlıyor musun ben ağlayınca?
mutlusundur umarım evlatların uçurum kenarında
evlatların uçurum kenarında...


bir uçurum kenarında asılı durmaktayım
kollarımda ki yük giderek ağırlaşmakta
ve hala hayatın sesini duymaktayım
dünlerim yarınlarım avuçlarımda
dünlerim yarınlarım avuçlarımda


ölmek için mi geldim tanrım
sen ağlıyor musun ben ağlayınca?
mutlusundur umarım evlatların uçurum kenarında
evlatların uçurum kenarında...


bir uçurum kenarında asılı durmaktayım
dünya yok artık ayaklarımın altında
ve bu yüksekliği azami bulmaktayım
ruhum kaybetmeye hazırlanmakta
ruhum kaybetmeye hazırlanmakta


ölmek için mi geldim tanrım
sen ağlıyor musun ben ağlayınca?
mutlusundur umarım evlatların uçurum kenarında
evlatların uçurum kenarında...

bir uçurum kenarında asılı durmaktayım
günahlarımda gereksiz sevaplarımda
ve bu cezayı çok ağır bulmaktayım
aklım olanlara sebep aramakta
aklım olanlara sebep aramakta


ölmek için mi geldim tanrım
sen ağlıyor musun ben ağlayınca?
mutlusundur umarım evlatların uçurum kenarında
evlatların uçurum kenarında...

kendini yok etmek yasak
şikayet etmek yasak
cehennem bu dünyadaymış
evlatlarına yaptığına bak
şu yaptığına bak...


şehrin azizleri

10 Kasım 2009 Salı

YAKARIŞ

Yine!
Gel, ver, teslim et bana bütün gücünü!
Uzaklardan sessiz bir kelime fısıldar dağılmaktaki beyne
Kaderi yazılmış bir ruha dair duyulan korkuyu yumuşatan
Zalim sükunetini, itaatin sefaletini

Son ver, sessiz aşk! Benim bet bahtım!

Kör et beni esmer yakınlığınla, insaf et, niyetimin aziz düşmanı!
Ben, kalkışmam karşı koymaya o soğuk dokunuşa beni deli ürperten.
Öylece çek al benden
Usul yaşantımı! Eğil daha derinden üzerime tehditkar başınla,
Gurur duy çöküşümle, hatırlayarak, acıyarak
Kim ki o? Kimdi o?

Yine!
Hep birlikte, bürünmüş geceyle, serilirler toprağa. Duyarım
Uzaklardan sessiz kelimesini fısıldar dağılmaktaki beynime:
Gel! Çöktüm. Eğil daha derinden üzerime! Buradayım.
Boyunduruk, beni bırakma! Yalnızca zevk al, ıstırap duy yalnızca,
Al beni, koru beni, dindir beni, Aman esirge beni!

James Joyce

Seçkin bir kimse değilim ismimin baş harfleri acz tutuyor Bağışlamanı dilerim

SULTAN

Seçkin bir kimse değilim

ismimin baş harfleri acz tutuyor

Bağışlamanı dilerim


Sana zorsa bırak yanayım

Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış

Geçen ibadetler özürlü

Eski günahlar dipdiri

Seçkin bir kimse değilim

İsmimin baş harflerinde kimliğim

Bağışlanmamı dilerim


Sana zorsa bırak yanayım

Kolaysa esirgeme


Hayat boş geçti

Geri kalan korkulu

Her adımım dolu olsa

İşe yaramaz katında

Biliyorum

Bağışlanmamı diliyorum

CAHİT ZARİFOĞLU

27 Haziran 2009 Cumartesi

Pire

Bak şimdi şu pireye; bak da gör işte,
Benden esirgediğin ne denli küçük bir şey.
Benim kanımı emmiş, sıra gelmiş seninkine;
İki kan karışmış bile şu anda bu pirede.
Sence de, ne günah sayılır bu, ne ayıp, değil mi;
Ne de kızlığın elden gitti yani şimdi?
Oysa şu pire, kur falan yapmadan alıyor alacağını,
Şişiyor işte zevkten, birleştirirken iki kanı.
Yazık ki, biz beceremedik bir türlü şu kadarını.

Ah yapma, kıyma üç cana birden bir pirede;
Evlenme bir yana, daha da öte geçtik biz o pirenin bedeninde.
Bu gördüğün pire hem sensin şimdi, hem benim,
Hem de zifaf yatağımız, nikâh mabedimiz bizim.
Ailelerimiz, ve sen, karşı çıksanız da, buluşmuşuz,
Bu kapkara canlı duvarlar arasına kapanmışız.
Âdettendir diye beni öldürmek isteyebilirsin ama,
Hiç değilse kendinin katili olma,
Üç cinayetle üç günahın vebalini alma.

Yaptın yapacağını zalim, lafı ağzıma tıkadın;
Zavallının kanıyla tırnağını kızıla boyadın.
Senden bir damla kan emmiş olmaktan öte,
Suçu var mı şu pirenin şimdi, söyle?
Ama, haklı çıkmanın gururu okunuyor yüzünde;
Diyorsun ki, ne sende halsizlik var, ne bende.
Çok doğru; korkuların ne kadar boşmuş anlamışsındır herhalde!
İşte, şu pirenin ölümü senin canından ne götürdüyse,
Kaybedeceğin onur da o kadar, bana "Evet," demekle.

John Donne

***muhteşem ötesi. tuttum bu şiiri.

29 Nisan 2009 Çarşamba

jilet yiyen kız

o kızı nerede nasıl görsem
aklımı başımdan alır ağzı
saçları şıra köpüğü desem
kaşları bıçak izi kırmızı

yakut pulları mı? bu ne görkem
kanlı gözbebeklerindeki yazı
beni nasıl büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kırmızı

kızıl demirden bir ünlem
salınması yangın yalnızı
korkmasam öpmeye eğilsem
dişleri elektrik kırmızı

çarpılmışım başım sersem
sevdim jilet yiyen kızı
göğsündeki kumrulara değsem
gagaları zehirli kırmızı

gece gündüz tek düşüncem
kasıklarımdaki ince sızı
artık kimseyle sevişemem
anladım sevişmek kırmızı

jilet yiyen kız merih'li gecem
birlikte bulacağız belâmızı
sonumuz kuşkusuz cehennem
kırmızı kırmızı kırmızı

attila ilhan

15 Nisan 2009 Çarşamba

Bir gün bana demiştin ki, Bırakma elimi, korkuyorum
İşte elini elimde tutuyorum
Buz gibisin.
..
..
..
Yeter artık
Ölenle ölünmez.

satılık değiliz, bunu böyle biliniz

Faili meçhul olduk hepimiz
Kesildi dilimiz kesildi sesimiz
Nereye kadar daha gideceksiniz?
Satılık değiliz bunu böyle biliniz

Kimleri kestiniz kimleri yediniz?
Sandınız ki bizi iyi yemlediniz
Nereye kadar daha gideceksiniz?
Satılık değiliz bunu böyle biliniz

''Giydiğiniz şeyler uymadı bize beyler''
Diye sokakları bile dar ettiniz
Nereye kadar daha giydireceksiniz?

Sarmış akbabalar leşlerimizi
Toplayalım artık kendimizi
Nereye kadar daha dinleyeceksiniz?

Nereye kadar daha neremizi(!) vereceğiz?
Satılık değiliz bunu böyle bildiriniz

Kimlere kefil ettiler acaba bizi
Kimlere sundular kellemizi?
Kimler bekliyor son nefesimizi ya da
Kimlere sattılar acaba bizi?

Nereye kadar daha neremizi(!) vereceğiz?
Satılık değiliz bunu böyle bildiriniz!

Manga- kapkaç şarkı sözleri

24 Mart 2009 Salı

vurdun.. kanıma girdin.. itirazım var

ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
....
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.

emperyal oteli'nden - attila ilhan

17 Mart 2009 Salı

acımsı

yalvarırım sana
yalvarırım beni sevme
ben
balıkçı meyhanelerinde sevgiyi aramış
orospu kucaklarında bulmuş kişiyim
yalvarırım sana
beni sevme

Çetin Selçuk

yönsüzler

benim ellerim vardır
benim ellerimde on tane parmak vardır
bilmezsiniz siz onları
on parmağım da birbirinden salaktır
imkansızdır parmaklarım benim
bilmezsiniz
hoyrat sıcaklar terletir
hoyrat güzeller ağlatır parmaklarımı
siz benim parmaklarımı bilmezsiniz
ellerimi görseniz korkarsınız
ah derim serseri parmaklarım ah
gülerler
eşşek parmaklarım derim
titremeyin
gülerler
gülmeyin derim ağlamayın terlemeyin
titremeyin eşşek oğlu eşşekler
beni deli etmeyin

Çetin Selçuk

kaygusuz

kalbine sustalı girsin
kezzapla yakılsın gözlerin
parça parça et kessinler vücudundan
duyma
ve terkedildiğinde
terkedildiğinde sakın ağlama.

Çetin Selçuk(**)

**şiirleriyle ilgimi çekmeyi başarabilen şair :)

12 Mart 2009 Perşembe

Tüm bunların uzağında yalnız olma dileği:
Gökyüzü kararsa da davet kartlarıyla
Uysak da beynimize kazınmış buyruğuna, sevişmelerin
Gönderin altında çekilse de aile resimleri-
Tüm bunların uzağında yalnız olma dileği.

Tüm bunların gerisinde, unutmak istediğidir kabaran:
Sanatsal gerilimlerine rağmen takvimlerin,
Hayat sigortasının, masabaşı bereket dansının,
Pahalı tiksincine rağmen ölümden bakışların-
Tüm bunların gerisinde unutmak isteğidir kabaran.

Philip Larkin