seri katiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seri katiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2008 Cuma

Andrei Romanovich Chikatilo


The Rostov Ripper

"Ben doğanın bir hatasıyım, deli bir hayvanım”

"Yaptıklarımı cinsel bir tatmin için değil, daha çok huzur bulabilmek için yaptım"

Oğlanlar ve savunmasız genç kızları hedef olarak seçmişti. Çoğu zaman onları evlerine bırakmak, karınlarını doyurmak ve yardım etmek bahanesiyle otobüs duraklarından yollardan alıp, ıssız yerlere ormanlara götürürdü. Burada onlara hayal gücümüzü zorlayan kötülükler yapıyordu. Dillerini kesiyor, meme uçlarını ısırarak koparıyor, cinsel organlarını yiyor, gözlerini çıkarıyordu. Bu saydıklarımız sadece onun yaptıklarından birkaçıdır. 1984’te dört haftalık bir dönemde 6 genç insanı doğramıştır.

Yöneticiler Seri Cinayetleri çürümüş bir batı fenomeni olarak ilan edip propaganda malzemesi yaptığı sırada, suç tarihinin en büyük psikopatlarından biri Liman şehri Rostov’da bulunmaktaydı. Sınıfsız bir toplumda suç var olamaz doktrinini çürütmemek için Yetkililerce 1978-1990 yılları arasında 12 yıl boyunca bu canavarca işler yok sayıldı ve toplumdan gizlendi. Bu durumda zavallı vatandaşlar yıllarca bu canavar Seri katille yan yana yaşadıklarını bilemediler. Halk arasında birçok söylenti ve şehir efsaneleri oluştu. Bu arada güvenlik güçleri birçok şüpheliyi yakaladı ve eski bir tecavüz suçlusu olan şüphelilerden biri Chikatilo’nun işlediği cinayetten suçlu bulunup idam edildi.

Kurbanlar çoğunluklar fahişeler ve çocuklardı. Cinayetler daha çok tren istasyonları ve otobüs durakları yakınında bulunan ormanlık arazilerde işlendiği için tüm istasyonlara yüksek rütbeli resmi ve sivil görevliler yerleştirildi ve tüm şüpheli durumlar rapor edilmeye başlandı. Çünkü bir emperyalist batı hastalığı olarak görülen ve komünist düzende hiçbir zaman rastlanmayacak bir suç türü olan seri cinayetlere hiç de hazırlıklı değillerdi. Başka da yapacak bir şeyleri yoktu.

Aslında Polis Chikatilo’yu 23 insanı öldürdükten sonra 1984 yılında yakalamıştı. Cinayetlerin artması üzerine polis, fahişelere yaklaşan şüpheli şahısları takip ederken birçok fahişeye yaklaşmaya çalışan ve bir tanesinin halka açık yerde göğsünü okşayan biri olarak Chikatilo’yu gözaltına aldı.Bu yepyeni suç türüne yabancı olan polis onu incelediğinde sıradan bir insan olduğunu, Komünist partisi üyesi olduğunu ve düzenli bir yaşantısı olduğunu görünce serbest bıraktı. Tabi ki bırakılmasının tek sebebi bu değildi. O dönemde kokuşmuş polis teşkilatında suç delilleri doğru düzgün incelenmemişti. Delil olarak bulunan kan ve meni örnekleri birbirine karıştırılmıştı. Teknoloji yetersizdi ve beceriksizdiler. Cani serbest kalmıştı ve yakalanana kadar cinayetlerine devam edecekti.

Çaresizlik içinde kıvranan devlet görevlileri beğenmedikleri Amerikan sisteminin Seri Cinayetlerde kullandığı bir yöntem olan Profilleme yöntemini kullanmaya karar verdiler. Bununla ilgili Psikiyatr Dr.Alexander Bukanovski görevlendirildi. Bukanovski bir profil çizecekti ve yakalandığında Chikatilo’ya birebir uyduğu görülecekti.

YAKALANIŞI : 20 Kasım 1990 tarihinde bir polis ormanlık alandan çıkan bir şüpheliyi durdurdu. Şahsın yüzünde kan zerresi vardı ve ayakkabılarını yıkamıştı. Kimlik kontrolünde şüphelinin Andrei Chikatilo olduğu anlaşıldı. Yapılan incelemede 54 yaşında, Komünist Parti üyesi, 2 çocuk sahibi ve eğitimli bir kişi olduğu anlaşılınca yıllar önce olduğu gibi bir kez daha yaşam tarzı ve konumundan dolayı serbest bırakıldı. Ancak ertesi gün o bölgede bir kız çocuğunun cesedi bulundu. Bu bölgeyle ilgili bir gün önceki raporlar incelendiğinde artık çanlar Chikatilo için çalıyordu. 21 Kasım 1990 günü yakalandı ve tutuklandı.

10 gün boyunca konuşmadı. Gözaltı süresi dolmak üzereyken polislerden farklı bir yöntem izleyen Psikiyatr Dr.Alexander Bukanovski’ye her şeyi itiraf etti. Polis 36 cinayetten şüphelenirken 17 cinayet de üzerine eklendi. 53 insanın canice öldürülmesi, cesetlerinin parçalanması, tecavüz edilmesi ve etlerinin yenmesi eylemlerini en ince ayrıntısına kadar anlatmak ve maketler üzerinde göstermek Chikatilo’ya ayrıca bir zevk veriyordu. Keserek yediği cinsel organlar için “Çok pembe ve esneklerdi” ifadesini kullanmıştı.

Chikatilo 1990 yılında yakalandığında 53 insanın öldürülmesinden yargılandı. Bu davaya halk arasında ‘Aptal Davası’ adı takıldı. Ancak herkes biliyordu ki gerçek sayı çok daha fazlaydı. Kurbanların ailelerinden korunması için çelik kafes içinde mahkemeye getirildi. Yargıç Leonid Akorzanof’un suçlamaları okuması 2 gün sürdü. Yargılama heyetine saldırmak istedi. Pantolonunu indirerek cinsel organını mahkeme salonundakilere gösterdi. Akıl sağlığının yerinde olmadığı gibi bir izlenim vermeye çalıştı. Ama o deli değildi. Tam iki saat boyunca ifade verdi. İfadesinde ;Üreme organlarının çalındığını, olaylar esnasında kontrolünü kaybettiğini iddia etti. Dava 6 ay sürdü.14 Ekim 1992 tarihinde sonuçlanan mahkemede İdama mahkum edildi ve 11 Ekim 1994 tarihinde Rostov hapishanesinin bir hücresinde sağ kulağının arkasına tek kurşunla idam edildi.

BİYOGRAFİSİ: Bu olay herkesi şaşkına çevirmiş ve dehşete düşürmüştü. Uzmanlar Chikatilo’nun bu suçları işleyebilecek duruma gelmek için hangi aşamalardan geçtiğini ve bir canavara nasıl dönüştüğünü anlayabilmek için geçmişinde izler aradılar ve çok ilginç bulgulara rastladılar.

1936 Ukrayna’da doğmuştu. Stalin’in sert politikaları halkı eziyordu. Açlık vardı.Çiftçiler bütün mahsullerini devlete veriyorlardı ve insanlar açlıktan ölüyordu. Aç kalan insanlar ölüleri yemek zorunda kalmıştı ve Yamyamlık başlamıştı.

Çocukluk yıllarında annesi sürekli olarak abisinin yamyamlar tarafından öldürülerek yendiğini anlatıyordu.

1943 yılında annesi hamile kalmıştı ve babası yıllardır cephedeydi. Muhtemelen annesinin bir Alman askeri tarafından tecavüze uğramasını seyretmek zorunda kalmıştı.

Babası Almanlara esir düştü. 1949 yılında döndüğünde ise Stalin yönetimi tarafından hainlikle suçlandı. O dönemde savaşta esir düşen ve geri dönenlere hain damgası vurmak adet olmuştu.

Bu sendromların etkisinde çocukluk yıllarını tamamlayıp gençlik yaşlarına geldiğinde yakışıklı ve dikkat çekici bir genç erkek olmuştu. Genç kızların ilgisini çekmekte zorlanmıyordu. İlk cinsel deneyiminde başarısız oldu ve bu durum çevreden duyulduğunda alay konusu oldu. Daha sonraki denemelerde de başarısızdı ve artık o ve çevresindekiler biliyordu ki o iktidarsızdı.
İktidarsızlık, ona alay konusu olma ve aşağılanmayı getirmişti.

Bu ortamdan uzaklaşabilmek için Moskova’ya giderek Hukuk okumaya karar verdi. Ancak sınavda başarılı olamadı. Başka bir yüksek okula gitmek zorunda kaldı. İktidarsızlığını arka plana atmak için başka yönlerini geliştirmek istiyordu. Komünist Partiye üye oldu.

1963 yılında Kız kardeşiyle aynı evde oturan evde kalmış bir kızla ablasının baskısıyla evlendi. Cinsel hayatları yoktu. Sohbet ediyor ve birbirlerine destek oluyorlardı. Çocuk yapmak için mastürbasyon gibi çeşitli yöntemler deniyorlardı. 1965’te başarılı oldular ve ilk olarak bir kızları ve 4 yıl sonra da bir oğulları aynı yöntemle dünyaya geldi.

Parti üyesiydi, geliri iyiydi, ailesiyle iyi geçiniyordu. Sıradan ve saygı değer bir insan olmuştu.

1970 yılında bir orta okulda işe başladı. Ancak bir süre sonra öğrencileri tarafından ciddiye alınmamaya ve çevresinde aşağılanmaya başladı. Öğrenciler onun yanında sigara içiyorlardı ve kendisine ‘Aptal’ anlamına gelen bir lakap takmışlardı. Psikolojisi olumsuz etkileniyordu. Okulda flört eden öğrencileri gördükçe iktidarsız olduğu aklına geliyor ve topluma karşı nefreti artıyordu. Küçük yaşta kız ve erkek öğrencileri taciz etmeye başladı. Onlar onu aşağılamıyordu ve itiraz edemiyorlardı.

1974 yılında taciz olayı sebebiyle okuldan kovulduğunda okul yöneticileri onu bir rezaletin parçası olmamak için ifşa etmek istemediler. Sadece kendilerinden uzaklaştırdılar. Ancak onun diğer eğitim kurumlarında çalışması bu durum sayesinde mümkün oldu.

Rostov 33 numaralı meslek okulunda işe başladı. Burada çalışırken ailesinin de bilmediği bir köhne ev satın aldı. Bu ev tüm bu vahşetlerin başlangıcı olan ilk cinayetin Olay yeriydi.

İLK CİNAYET :1978 yılıydı. 9 yaşındaki Elena Zakadnova’yı bir sakızla kandırarak bu eve götürdü. Çocuğa cinsel tacizde bulundu. Çocuk buna itiraz edemedi ve o kendini istediği her şeyi yapabilecek güçlü bir erkek gibi hissetti. İktidar ve zevk hisseti. Ancak cinsel organıyla bir şey yapamayacağını anlayınca bıçakla kızın cinsel organını kesti ve yedi. Çok sayıda bıçak darbesiyle öldürdükten sonra cesedini evin yakınındaki nehre attı. Ceset bulunduğunda polisler evin yakınında kan bulmalarına rağmen ondan şüphelenmediler. Çünkü o iyi bir yurttaşdı.

Eski bir tecavüz suçlusu bu olayın faili olarak yakalandı, suçlu bulundu ve idam edildi.

Chikatilo bu olaydan sonra korktu ve kabuğuna çekildi. Öğretmenliği bıraktı. 2 yıl suç işlemedi. Sade bir hayata başladı ve inşaat şirketleri için tedarikçilik işine başladı. Bir süre böyle yaşadıktan sonra dürtüleri onu rahat bırakmadı.

1981 yılı 3 Eylül’ünde 17 yaşında Larisa isimli 17 yaşında bir genç kıza cinsel ilişki teklif etti. İkinci defa tutmuş olduğu gizli eve gittiler. Ancak ilişki gerçekleşmedi. İktidarsızlık onu yine harekete geçirdi. Genç kızı defalarca bıçaklayarak öldürdü ve cesedi ısırdı. İntikam arıyordu.

Artık tüm dünyayı dehşete düşüren seri cinayetlerine tekrar başlamıştı. Ta ki, yakalandığı 1990 yılına kadar.

HAKKINDA KİTAP : Hunting The Devil, 1993, Richart Lourie

HAKKINDA FİLM :Citizen X-Chris Gerolmo'nun Robert Cullen'in aynı adlı romanından uyarlayarak 1995 yılında TV için çektiği ama başarısı üzerine sinemalarda gösterilen, 50'den fazla insan öldüren Rusya’nın tek seri katili Andrei Romanovich Chikalito'nun hikayesini anlatıyor. Yönetmen Neil Jordan'in favori aktörü Stephen Rea, seri katilin pesindeki yorulmak bilmeyen ve komünist sisteme isyan eden ajan rolünde inanılmaz basarili, Donald Sutherland ve Max Von Sydow diğer başrol oyuncularıdır. Chikatilo’yu ise Jefrey De Munn canlandırmıştır.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Earl Leonard Nelson


(Goril Katil)
“Bana haksızlık edenleri affediyorum”

Namı diğer Goril Katil, Amerikan suç kayıtlarında tarihi bir yeri vardır. Yirminci yüzyılın ilk seri katiliydi. 1926 Şubatında, onu ülkenin bir ucundan diğer ucuna ve oradan da Kanada’ya götürecek on sekiz aylık çılgın bir yolculuğa çıkmıştı. Yol boyunca en az 22 kadını öldürmüştür. Bu elli yıl boyunca kırılamayacak feci bir rekordu.

Nelson henüz bir bebekken ailesi frengiden öldüğünden onu annesinin ailesi büyütmüştü. İçine kapanık tuhaf bir çocuktu. Okula tertemiz kıyafetlerle gider ve paramparça elbiseleriyle bir serseri gibi dönerdi. Bisikletiyle gezerken bir troleybüsün çarpması neticesi kafasına ağır bir darbe aldığında hareketleri iyice tuhaflaştı.

Ergenlik döneminin daha başındayken San Francisco’nun Barbary sahilindeki genelevlerin ve barların müdavimi olmuştu. Ufak tefek hırsızlıklar da yapıyordu. 1915 yılında 18 yaşına yeni girdiğinde hırsızlıktan tutuklanıp iki yıl cezaevinde kaldı. Hapisten çıktığında Amerika 1.Dünya Savaşına girmişti. Earl, Donanmaya yazılmıştı ancak yatağına yatıp vahiy kitabının büyük canavarlarından bahsetmekten başka bir şey yapmadığından bir akıl hastanesine yatırıldı ve savaş bitene kadar orada kaldı.

1919 yılı içerisinde 22 yaşındayken salıverilen Nelson 60 yaşında hiç evlenmemiş bir kadınla tanışıp evlendi ve onun hayatını bir cehenneme çevirdi. Karısının kendisini terk etmesinden 2 ay sonra 12 yaşında bir kız çocuğuna saldırdı ve yakalanarak akıl hastanesine yatırıldı. 1925 yılında buradan çıkınca Ölümcül kariyerine başladı.

San Francisco’dan başlayarak Pasifik sahilinden Seatle’a gitti ve daha sonra doğuya yöneldi. Başlangıçta bulvar gazeteleri ona “Karanlık Boğucu” adını taktılar. Daha sonra “Goril Katil” diye anılmaya başladı. Bu lakap görünüşü nedeniyle değil (aslında çok alelade bir görünümü vardı), daha çok suçlarının vahşiliği nedeniyle takılmıştı. Hedeflerini çoğunlukla gazetelere kiralık oda ilanları veren orta yaşlı veya daha yaşlı kadınlardı. Nelson –istediği zaman çok nazik olabilirdi- evlerine gidip odayı görmek istiyordu. Kurbanlarıyla yalnız kalınca Jekyll/Hyde benzeri bir dönüşüme uğruyordu.

Tipik olarak, kadınları gırtlaklarını sıkarak boğuyor, sonra tecavüz ediyor ve ardından da cesetleri tuhaf yerlere saklıyordu. Kurbanlarından biri, tavan arasındaki bir sandığa konulmuştu. Kimileri de bodrumda kazanın arkasına atılmışlardı. Son kurbanını da dua etmek üzere diz çöken kocası yatağın altında bulmuştu.

Bir düzine şehirde polis alarmdayken, Nelson Kanada’ya geçip cesetlerle dolu yolun sonuna geldi. İki kişiyi daha öldürdükten sonra, Manitoba’da yakalandı. Hapisten kaçmayı başararak büyük bir paniğe ve muazzam bir insan avı başlatılmasına neden oldu. On iki saat sonra tekrar yakalanmıştı bu defa kaçamamak üzere. Birkaç ay sonra Nelson darağacına gönderildi. Son sözleri; “Bana haksızlık edenleri affediyorum” olmuştur.

14 Ağustos 2008 Perşembe

Albert Desalvo


Boston Strangler
1931 -1973
"Ben mi? Ben kadınlara zarar vermem. Ben kadınları severim."
İşe cinsel tacizle başladı. Manken ajansına Model arıyormuş gibi kapı kapı dolaşıp kadınların beden ölçüsünü alır ve bu sırada vücutlarına dokunduğu kadılara cinsel taciz yapıyordu. Bu yüzden kısa bir hapis dönemi geçirmiş ve çıktığında tecavüzcülüğe terfi etmiştir.1960’ların başında New Englan’da yüzlerce kadına saldırdı. Bu sırada yeşil işçi kıyafetleriyle dolaştığı için kendisine ‘Yeşil Adam’ deniyordu.
1962’de lakabı artık ‘Boston Canisi’ idi. O artık 18 ayda 13 kadını vahşice öldüren tatlı dilli bir sadistti. Onun vahşiliği daha çocukluk yıllarında ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir köpek yavrusunu bir kediyle aynı sandığa kapatır ve kedinin, köpeğin gözlerini çıkarmasından zevk alırdı.
Ordudayken evlendi. En vahşi cinayetleri işlediği sırada bile normal bir koca ve baba gibi görünmeyi başarabiliyordu. Onun şeytani bir libidosu vardı. Günde en az 6 kez Seks yapmak istiyordu.
İlk cinayetlerinde tamirci olarak gittiği evlerde tatlı diliyle kandırdığı orta yaşlı kadınları hedef aldı. Onlar tecavüz edip boğduktan sonra, vücutlarını kesiyor, cinsel organlarına şişe ve benzeri maddeler sokuyor ve boğmakta kullandığı naylon kadın çoraplarıyla çenelerinin altına bir çeşit fiyonk yapıyordu. Bu bir çeşit imzaydı.1962’den sonra genç kadınlara yöneldi ve daha da vahşi bir hal aldı. Bir kadını yirmi kez bıçaklıyor, diğerini ise yatağın başucuna dayıyor, boynuna pembe bir fiyonk, cinsel organına süpürge sopası sokuyor ve sol ayağının dibine bir yeni yıl kartı bırakıyordu.
Yakalanma sebebi de ilginç doğrusu. Yine böyle bir kadını evde sıkıştırıp ellerini ayaklarını bağlamış ve eğer ses çıkarırsa onu öldüreceğini söyleyerek tehdit etmiş. Fakat bir süre sonra onu çözüp özür dilemiş ve oradan kaçmış, kadın polisi aramış ve bu vesileyle de yakalanmış duygusal katilimiz.
De Salvo Boston Canisi Cinayetlerinden değil, Yeşil Adam Tecavüzlerinden yakalandı. Eyalet akıl hastanesinde yatarken arkadaşlarına kadınları nasıl boğduğunu anlatmaya başladığında gerçek anlaşıldı. Ancak Boston Canisi cinayetlerinden ceza almadı. Maharetli avukatı F.Lee Bailey onu cinayet suçlamalarından kurtarmayı başarmıştı. Tecavüzlerden ömür boyu hapis cezası aldı. Kasım 1973’te bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Hakkında Kitap: The Boston Stranger, 1967, Gerold Frank

9 Ağustos 2008 Cumartesi

Andrew Phillip Cunanan



“İnsanlar beni tanımıyor. Tanıdıklarını sanıyorlar ama, tanımıyorlar”

31 Ağustos 1969’da doğdu. California San Diego’da zenginlerin yaşadığı Bir semtte büyüdü. Dört kardeşin en küçüğüydü. İyi bir eğitim aldı. Zeki bir beyin üstün bir hafıza, rahat sevimli tavırlar ve temiz bir görünüşü vardı. Eski bir donanma mensubu olup sonradan borsa simsarlığı yapmaya başlayan babası, oğlunu bir kilise mensubu olarak tanımlıyor, Annesi Mary Ann ise onun 6 yaşındayken incil okumaya başladığından söz ediyordu. Alçak gönüllü ve iyi bir öğrenciydi. Ama ilgi çekmeye meraklıydı. Unutulmayacak bir insan olmak istiyordu.

1990’ların başında San Francisco’da ortaya çıktığında eşcinsel bir kimliğe sahipti. Ünlü kişilerle birlikte görülüyordu sürekli. İyi giyiniyor ve kaliteli bir yaşam sürüyordu. Aslında Cunanan işsizdi ve bir çeşit Jigolo olarak güç sahibi kişilerden faydalanıyordu. Onu asıl cazip yapan fiziği değildi, kişiliği, zekası ve sosyal becerileriyle çevre ediniyordu. Tabi buna sıradışı seks deneyimleri de katkı sağlıyordu. Annesi onu “Paralı Erkek Orospu” olarak tanımlıyordu.

Ancak bir süre sonra ona hamilik eden yaşlı sanatsever sevgilisi onu terketti ve bu onun sonunun başlangıcı oldu. Uyuşturucu satmaya ve kullanmaya başladı. Kilo aldı, şehrin sokaklarında pejmürde bir şekilde dolaşmaya başladı ve yalnız kaldı.

Şehirden ayrılıp Mineapolis’e gitti. Burada sevgilisi Dave Madson vardı. Bir kaç gün birlikte takıldılar. Madson’ın Jeffrey Trail adında bir arkadaşı vardı. Muhtemelen sevgilisiydi. 27 Nisan 1997 gecesi, Madson’ın dairesinden çığlıklar ve gürültüler yükseliyordu. Ertesi gün polis, Jeffrey’in cesedini Madson’ın dairesinde bir halıya sarılmış halde buldu. Başına aldığı sayısız çekiç darbesiyle öldürülmüştü.

Bu olaydan bir kaç gün sonra 1 Mayıs günü Cunanan ve Madson, şehrin 80 km uzağındaki bir göl kenarına gittiler. Cunanan burada Jeffrey’in tabancasıyla Madson’ın kafasına bir kaç el ateş etti ve onun kırmızı Jipiyle güneye doğru hareket etti.

Bir süre sonra Chicago’da ortaya çıktı. Lee Miglin adında 72 yaşındaki emlak kralının evine kabul edilmeyi başarmıştı. Onu vahşice öldürdü. Kafasını koli bandıyla sardıktan sonra vücudunu defalarca budama makasıyla bıçakladı ve bahçe testeresiyle boğazını kesti. Buradan Mingin’in arabasıyla doğuya doğru hareket etti.

Pensiyvanya New Jersey’de 45 yaşındaki bir mezarlık bekçisi olan William Reese’I aynı tabancayla öldürdü. Takvimler 9 Mayısı gösteriyordu ve Cunanan Reese’in kamyonetiyle oradan uzaklaşıyordu. İki haftada 4 kişiyi öldürmüştü.

Kısa sürede Amerika’da en çok arananlar listesine girmiş, gazetelere ve televizyolara konu olmuştu. Yani önemli olmayı başarmıştı. Ama bir suçlu olarak.

Miami’ye giderek bir otele yerleşti. Bir süre burada kaldı.Gündüzleri uyuyor ve geceleri ise gay barlara takılıyordu. Bu sıralarda otelin bulunduğu South Beach’te iki blok ötede ünlü modacı Versace’in malikanesi vardı. 14 Temmuz sabahı Versace alış verişten eve döndüğünde Cunanan onu kapının önünde bekliyordu. Ve 50 yaşındaki modacının başına iki el ateş etti.

Polis müfettişleri mezarlık bekçisinin arabasını bulduklarında içinde Cunanan’ın kanlı kıyafetleri ve pasaportu vardı.

Versace cinayeti dünya çapında bir şok etkisi yarattı. Tüm dünya basınında fotoğrafları ve haberleri yayılırken O, kadın kılığında serbestçe dolaşıyor ve polisle kedi fare oyunu oynuyordu.

25 Temmuz 1997 tarihinde Versace’nin öldürüldüğü yerin yalnızca kırk blok ötesinde demirli bir teknenin bakıcısı tekneye girdiğinde bir yabancıyla karşılaştı. Polise haber vermek için telişla dışarı çıktığı sırada bir el silah sesi duyuldu. Kısa süre sonra polis büyük bir operasyon başlatmıştı. Ve gaz bombası eşliğinde tekneye giren özel tim, Cunananı şortla yatağa uzanmış ve kendini ağzından vurmuş olduğunu gördüler.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Dr. Henry Howard Holmes


“Ben içimdeki kötülükle doğdum. Katil olduğum gerçeğinin önüne geçemiyordum; tıpkı bir ozanın ilhamını bastıramayıp şarkı söylemesi gibi.. Dünyaya gözlerimi açtığım yatağın yanında şeytan benim arkadaşım olarak beklemekteydi ve o günden beri benimle beraber.”

Kendisine Dr.H.H.Holmes diyen bu adamın Amerikan suç tarihinde önemli bir yeri vardır. Belgelenen ilk seri katildir. Asıl adının Herman Mudgett olduğu, Mew Hampsire’de küçük bir köyde doğduğu, diğer sosyopatlar gibi çocukluğunda küçük canlılar üzerinde deneyler yapmaktan zevk aldığı bilinmektedir.

Yirmili yaşlarında tanıdığı genç bir kadınla evlendi. Bir yıl sonra onu terk etti. Vermont’da bir yıl üniversiteye devam ettikten sonra, Ann Arbo’daki Michigan üniversitesinden 1884 yılında Doktor olarak mezun oldu. Bu süre içinde iyi bir dolandırıcı olmuş ve sigorta şirketlerinden binlerce dolar tokatlamayı başarmıştı. Yöntemi basitti. Hayali bir kişi için bir sigorta poliçesi alıyor, ardından bir ceset ele geçiriyor ve cesedin poliçe sahibi olduğunu söyleyerek parayı alıyordu.

1886’da Chicago’da yeni bir adla ortaya çıktı. Henry Howard Holmes. Zenginlerin yaşadığı bir semt olan Englewood’da eczacı olarak çalışmaya başladı. Eczanenin sahibi yaşlı bir dul kadındır. Birkaç ay sonra eczanesini Holmes’e bırakarak anlaşılmaz bir şekilde ortadan kaybolmuştur.

Çok başarılı bir dolandırıcı olduğundan, para bulmakta hiç zorlanmadı. Eczanenin karşısındaki boş arsada muhteşem bir ev yaptırdı ve adını “Şato” koydu. Evde gizli koridorlar, gizli merdivenler, sahte duvarlar, saklı platformlar ve kapılarla bir birlerine bağlı olan onlarca oda vardı. Odaların bazıları asbest duvarlı ses geçirmez duvarlara sahipti ve bodrumdaki büyük bir tanka bağlı gaz boruları döşenmişti. Ofisindeki bir kontrol panelinden bu odalara boğucu gaz göndermesi mümkündü. Bodrumda tam teçhizatlı bir Kadavra Laboratuarı bulunuyordu.

Bu korku evinin koridorlarında kaybolan insan sayısı bilinmemektedir. Bunların arasında Holmes’in sinsi cazibesine kanan çok sayıda saf genç kız da vardı.

1893’te Chigago fuarı sırasında fuara gelen turistlere oda kiralamış ve bu insanları bir daha gören olmamıştır. Bu dönemde kaliteli anatomik örneklere ihtiyaç duyan üniversiteler Holmes’ten düzenli olarak iskelet satın aldılar ve hiç soru sormadılar.

En sonunda suç ortaklarından biri olan Ben Ptiezel’in öldürülmesi ile ilgili tutuklandı. Holmes Ptiezel’in cesedini en sevdiği iş olan sigorta dolandırıcılığında kullanmak istedi. Ancak zeki müfettişler tarafından yakalandı. Zamanının en sansasyonel duruşmasından sonra 27 cinayet işlediğini itiraf etti. ‘İblis Holmes’ olarak nam saldı. 7 Mayıs 1896’da PhiledelPhia’da asılarak idam edildi.

Hakkında Kitap:Depraved, 1994, Herald Schechter

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Henry Lee Lucas




“Birini öldürmek, sokağa çıkmak gibi bir şeydir. Eğer bir kurban istiyorsam, sokağa çıkar ve bir tane bulurum.”

“Seks benim zayıf noktalarımdan biridir. Yapabildiğim her şekilde seks yaparım. Eğer bunun için birini zorlamak durumundaysam, yaparım.. Onlara tecavüz ederim; bunu yaptım. Onlarla seks yapmak için hayvanları öldürdüm ve onlarla canlıyken de seks yaptım.”

İstismarcılığı delilik derecesine varan annesinin kendisine yaşattığı dehşet verici şeylerle büyüyen Lucas, sadist sapkınlık kariyerine henüz çocuk yaşlarda başlamıştır. 13 yaşına geldiğinde üvey ağabeyiyle seks yapmaya başlamış, yine ağabeyi onu hayvanlarla seks ve hayvanlara işkence yapma eğlenceleriyle tanıştırmıştır. En sevdikleri şey küçük hayvanların gırtlaklarını kesip sonra da onlara tecavüz etmekti.Bir yıl sonra ilk cinayetini işlemiş, tecavüz etmesine direnen 17 yaşındaki bir kızı boğmuştu. 1954’te 18 yaşındayken çeşitli hırsızlık suçlarından 6 yıl hapis cezası aldı. 1959 yılında tahliye olduktan sonra bir gün 74 yaşındaki annesiyle tartıştı ve onu bıçaklayarak öldürdü.(Yakalandığında annesinin cesediyle seks yaptığını söyleyecek ve daha sonra bunu inkar edecekti.)

İkinci derece cinayetten 40 yıl hapis cezasına çarptırılan Lucas, bir akıl hastanesine konulmuştur. Tüm itirazlarına rağmen 10 yıl sonra serbest bırakıldı. Daha sonra bu konuda şöyle söyleyecekti.”Beni affettiklerinde onlara dışarı çıkmaya hazır olmadığımı söyledim. Gardiyana, doktora, herkese yeniden öldüreceğimi defalarca söyledim.” On sekiz ay sonra da iki genç kıza tecavüzden tekrar cezaevindeydi.

Lucas eyalet hapishanesinden 1975 yılında çıktı. Acımasız bir psikopat olan Ottis Toole ile tanıştı. Otis, Amerikan suç tarihinde en tüyler ürpertici suç dalgasında onun suç ortağı olacaktı. Bundan sonraki 7 yıl içinde bu ikili tüm Amerika’yı dolaşacak ve bilinmeyen sayıda insanı öldürerek parçalayacaklardı. Lucas gibi sapık olan Toole nekrofili meraklısı ve yamyamdı. Lucas yamyamlığa karşıydı. Çünkü insan etini sert buluyordu. Bu yolculukları sırasında Ottis’in ergenliğe varmamış yeğeni Becky Frieda Powell da onların yanındaydı. Bu kız daha sonra Lucas’ın sevgilisi, nikahsız eşi ve nihayetinde de kurbanı olacaktı. Lucas 1984’te ruhsatsız silah bulundurmaktan gözaltına alındı. Nezaretteyken gardiyanı yanına çağırdı ve “Kötü şeyler yaptım.” Diye mırıldandı. Bununla birlikte çok sayıda cinayetleri bir bir itiraf etmeye başladı. Bunların bazıları doğrulanırken bazılarının ise yalan olduğu ortaya çıktı.

Bazı dedektiflere göre Lucas 69 kişiyi öldürmüştü, bazılarına göre ise 81 ve ya daha fazlasını.1985’te Lucas 10 cinayetten hüküm giydi. Bu bile idam cezası için gereğinden fazlaydı.



LUCAS VE OTİS’İN SUÇ YOLCULUĞUNUN HİKAYESİ

Henry Lee Lucas insanlık tarihinin görmüş olduğu en ilginç canilerden biridir. Daha küçükken belden aşağısı olmayan babası fahişelik yapan annesinin aşağılamalarına dayanamayarak intihar etti. Kardeşi ile şakalaşırken oyduğu gözü tıbbi müdahale görmeden annesinin işkenceleri ile günlerce kötüye gitti. Ancak günler sonra fenalaşan çocuğun gözünü bir doktor temizledi. Annesi bir seferinde o kadar kötü sopaladı ki çocuk günlerce yarı baygın yattı ancak yine daha sonra doktora götürüldü. Bazen de sadece canı sıkıldığı için kız elbisesi giydirip, saçlarını yapıp öyle okula gönderirdi.

Yıllar sonra bir gün, çok alkollü iken Lucas annesini arkadan bıçaklayıp cesedi ile cinsel ilişkiye girdi. Yirmi yıldan kırk yıla kadar ağır hapis cezası aldı, on yıl sonra tarihin en vahşi seri katillerinden biri olarak serbest kaldı.

Gençlik yıllarında bir akrabası ile ava gidip çeşitli hayvanları öldürüp onlara tecavüz etmeye başlamış oldu. Aynı zamanda üvey kardeşi ile ensest eşcinsel bir ilişkisi vardı. İlk cinayetini ve necrophiliac ilişkisini 14 yaşında yaşamış. Otobüs durağında bekleyen 17 yaşında bir kızı kaçırıp, terk edilmiş bir yerde döve döve öldürdükten sonra tecavüz etmiş. Ancak polis merkezine buna benzer bir kayıp vakası asla bildirilmemiş. Lucas, itiraflarını yalanlamak gibi bir huya sahipti ve sık sık yalan söylemeye çok meyilliydi. Bu nedenle, şimdi bile bir çok itirafının gerçek olduğu ne kanıtlanabiliyor ne de yalan olduğu kesin.

Bir süreliğine hapse giren Henry, serbest kaldığı günün ertesi 12 yaşındaki yeğenine tecavüz ettiği iddia edildi. Dışarıda fazla dayanamayan Lucas’ı yakın zaman sonra yine haneye tecavüzden tutukladılar. Tekrar çıkışından bir süre sonra annesini bıçakladı. Çocukluğunu kabusa çeviren kadın yoğun bakımda elli saat can çekiştikten sonra öldü. 10 yıl sonra hapishanenin kapısından “özgür” olarak ayrıldıktan sonra iki kadın daha öldü. Birisini hapishaneden görülebilsin diye yakında bırakmış, ama bu iddiayla ilgili herhangi bir kanıt bulunamadı. Küçük bir kız çocuğunu kaçırmaya çalışırken yakalanınca 1975’e kadar dört yıl daha hücrenin yolunu tuttu.

En son serbest kalışından sonra seyahat etmeye başladı. Eyalet eyalet dolaşıyordu. Bir ara başından bir evlilik geçti ama karısının iki küçük çocuğunu cinsel sapkınlığına alet ettiğini fark ettiğinde ayrılmak zorunda kaldı. Kız kardeşinin yanına yerleşti, kardeşinin kocasının yanında çalışmaya başladı fakat kardeşinin torununa cinsel taciz yapınca buradaki yaşamı da bir sona erdi. Bir kaç şey almak için kamyoneti ödünç aldığında Maryland’de idi, kamyoneti polisler Jacksonville, Florida’da buldu. Henry Lee Lucas’ın cinayet zinciri burada ilginç bir alaşım halini alacaktı.

Ottis Toole ile bir çorbacıda tanıştı. Ottis Toole, insan etine karşı dayanılmaz bir iştah duyan biseksüel bir caniydi. Annesi, babası, karısı ve zihinsel özürlü iki yeğeniyle aynı evde yaşayan Ottis’in misyonerlikten eve garip adamlar getirmesi ve onlarla eşcinsel ilişki kurması, hatta bu arkadaşlarını karısı ve daha küçük bir kız çocuğu olan özürlü yeğeniyle seks yapmalarını izlemeyi sevmesi her nasılsa artık normal karşılanmaya başlamıştı. Lucas bu eve taşınınca Toole’un karısına yatak odasında yer kalmadı ve komşularla yaşaması için evden kapı dışarı edildi. Özürlü yeğen de iki sevgilinin seks oyuncağı olarak yaşamına devam etti. İki çocuk ile yollara düşen kana susamış bu iki katil, yol boyunca karşılarına çıkan otostopçuları önce öldürdüler. Sonra Lucas cesetlerle kendi ilgilendiği işleri bitirince Toole da akşam yemeği için hazırlık yapıyordu. Yol üzerinde dükkanları ve hatta bankaları soyarak yola devam ettiler. Bir dükkanı soyarken Lucas kasiyeri öldürdü ve oturup Toole’un tecavüz edişini seyretti. Bir seferinde ise yolun kenarında yürüyen bir çiftin yanında durup Toole erkeğe dokuz kez ateş edip öldürdü ve Lucas da döve döve kızı arabaya bindirdi. Yola devam ederken Lucas kıza defalarca tecavüz etti, sonra Toole kenara çekip kızı altı defa vurdu. Bazen ise durmaya bile tenezzül etmeden sadece çarpıp kaçıyorlardı. İkilinin beraber 65’ten fazla kişinin ölümünden sorumlu olduğu hesaplanıyor. Gerçi Lucas 600’den fazla cinayetin itirafında bulundu ama çoğunun polis kayıtlarında açıklanamayan cinayetlerin kendi üstüne kalmasından hoşnut olmasından kaynaklandığını düşünüyorlar. İtiraflarının arasında üyesi oldukları bir satanist kültten söz ediyor. Bu sanatist topluluğun lideri üye olabilmeleri için bir cinayet işlemelerini şart koşmuş. Bunu yerine getirmek için bir gün sonra, Ottis adamın birini plaja doğru sürüklerken Lucas elinde bir ustura ile plajda oturuyordu. Lucas adamı bir güzel doğradıktan sonra topluluğun üyeleri cesedi bir “Kara Gün” ayininde usulüne göre pişirip yediler. Köle olarak satılmak üzere bebekleri ve küçük çocukları kaçırdılar. Çocuklara uyuşturucu verip yasadışı çocuk pornosu çektiler. Lucas’ın anlattıklarına rağmen böyle bir kültün varlığı ortaya çıkarılamamıştır. Yolda hastalanıp hastaneye kaldırılan Ottis Toole’dan ayrılan Lucas çocuklarla yola devam etti ama o da bir süre sonra tutuklandı ve iki ay hapse mahkum oldu. Çocuklar annelerine iade edildi . Yetiştirme yurduna transfer edilen küçük kız Frieda, (Lucas ona “Becky” diyordu.) bir süre sonra dayanamayıp kaçtı. Tekrar Jacksonville’de bir araya gelen Lucas ve Becky evlendiler. Bu evlilik, Lucas’ın deyimiyle “babacan bir ilişki” ama Becky için işler daha farklı yürüyordu hormonları zaten düzenli işlemeyen Becky bir gece bu isteğinde ısrarlı olmasından dolayı kontrolünü kaybetti, Lucas’a “ibne!” diye çıkışıp bir yumruk savurdu yüzüne. Anında bir bıçak kaparak hızlı bir şekilde Becky’nin kalbini söktü ve kalbi çıkarılmış vücutla defalarca sevişti. Becky çok sonra açık bir alanda yastık kılıflarına doldurulmuş olarak bulundu. Satanist topluluğun başı Don Meteric, Lucas ile bağlantıya geçti ve Texas’tan bir avukatı öldürmesini istedi. Lucas bir şekilde adamla samimiyeti kurup içki içmeye davet etti. Avukatı sarhoş etti, iyice kafayı bulduğu bir anda “tam içkiyi yutarken boğazını öyle derin kestim ki dışarı içki taştı.” dedi itiraflarının bir bölümünde. Cesedi daha kolay bulunması için göğüs kafesi dışarıda kalacak şekilde gömdü. Green River cinayetlerini üstlenmeye kalktı fakat bunun gerçek olmasının hiç olasılığı olmadığı kanıtlandı

Karısının ortadan kayboluşundan iki gün sonra kendisinden şüphelenmeye başlayan ev sahipleri Kate Rich, Lucas’a çıkıştı ve Becky’nin bir kamyoncu ile kaçtığına inanmadığını söyledi. Arabayla bir gezintiye çıkan ikili, ıssız bir yerde durdu. Lucas kadını bir çok kez bıçakladı, göğsüne bir haç işareti kazıdı ve cesede tecavüz etti. Bir çukura attığı cesedi daha sonra gelip parçalara ayırdı ve parçaları sabaha kadar sobada yaktı. Bir süre ortada gözükmedi, şehre geri döndüğünde eskiden tanıdığı Jack Smart’ın yanında çalışmak istedi. Kendisinden şüphelenen Smart’ın polise haber vermesiyle kıskıvrak yakalandı ama delil yetersizliğinden serbest kaldı. Eyalet turlarına tekrar başladı Lucas ve kendine sevişecek yeni cesetler bulmakta sıkıntı çekmedi. Kasabada dükkanı olan Ruben Moore ile temasa geçti ve Moore gelip kendisi ile çalışması için güzel para teklif etti. Lucas dükkana vardığı sırada polis de onu bekliyordu.

Hiç bir zaman suçu kanıtlanamayan Henry Lee Lucas’ı yeterince içeride tutacak kadar suç vardı artık. Onu her seferinde elinden bırakmak zorunda kalan şerif Bill F. Conway, sonunda başarmıştı ama yine de cinayetleri onun işlediği hakkında bir kanıt bulamıyordu. 15 mayıs 1983’te Joe Don Deaver şafak vaktinde son kontrolleri yaparken, en sevdiği zamanın sessizliğini Lucas’ın çığlıkları bozdu: “Burada ışıklar var! Işıklar benimle konuşuyor.” “Ne ışığı, her yer karanlık. Kapat çeneni de biraz uyu, iyice kafayı yedin!” diye çıkıştı gardiyan Deaver. Birazdan yine Lucas’ın sesi geldi : “Gardiyan, çabuk buraya gel!” Sinirle yanına gelen gardiyana “Don, ben çok kötü şeyler yaptım.” dedi ve böylelikle gecenin bir yarısı yataktan Deaver’ın telefonuyla kalkan şerif Conway, belki hayatı boyunca bulamayacağı bilgilere ulaşma şansını yakaladı. Henry’yi motive etmek için en sevdiği şeyler olan kahve ve sigaradan mahrum bırakarak daha çabuk yol kat etti. Yalan testlerinden kolayca geçmeyi başaran Henry bu gecenin sonunda her şeyi anlatmaya karar vermişti. Şerif, karşısında oturan Lucas’a soruları sormaya başlarken elindeki kağıtta: “O kadar uzun zamandır yardıma ihtiyacım var ki ve kimse bana inanmayacak. Geçen on yıl boyunca hep öldürdüm ve kimse bana inanmayacak. Bunu yapmaya devam edemem, tek sevdiğim kızı da öldürdüm. “ yazıyordu. Şerif mahkuma “Bayan Rich’e ne yaptın?” diye sorduğu sırada sadece tarihin en büyük seri cinayet soruşturmalarından biri başlamıyordu belki de en sıra dışı olanı buydu.

Henry Lee daha sonra bu cinayetleri yeniden Hıristiyan doğduğu için itiraf ettiğini aslında bu cinayetleri işlemediğini ileri sürse de Texas’taki hapishanede idam günü yaklaşıyordu. Ottis’e paranoid şizofreni teşhisi kondu ve cezası idamdan 6 ömür boyu hapis olarak değiştirildi. Daha sonra Florida’da Fox televizyonunun “America’s Most Wanted” programının doğuşuna neden olan 6 yaşındaki Adam Walsh’un kaçırılmasından ve ölümünden sorumlu olduğunu itiraf etti. 15 Elül 1996’da hastanede karaciğer yetmezliğinden öldü. Lucas cinayetle ilgili olarak Toole’un çocuğun cesedini kendisine gösterdiğini ve görüntü karşısında: “kendimi çok kötü hissettim, midem bulandı. Hadi buradan defolup gidelim!” dediğini söyledi. 31 Mart 1998’de bulunduğu sırada üzerindeki tek giyecek olan “turuncu çoraplar” olarak bilinen otostopçu kızın cinayeti davasında idama mahkum edildi. Kız öldürüldüğü sırada başka bir şehirde çalıştığını iddia eden Lucas’ın iddiasını doğrular nitelikte banka kayıtları ve faturaların ortaya çıkması üzerine 27 Haziran 1998’de dönemin Texas valisi George W. Bush tarafından hayatı bağışlandı. “Gerçeğe inandıkları ve doğru olanı bulmak adına gösterdikleri cesaretten ötürü adalete teşekkür borçluyuz.” Sözleri gazetelerde yankılandı. “Ama Henry Lee Lucas şüphesiz ki bir çok ayrı cinayetin suçlusudur ve hayatının geri kalanını hapiste geçirecektir.”

Henry Lee Lucas, hala hapishanede; yaptıkları, yapmadıkları, söyledikleri ve yalanladıklarıyla bilinmezliğini ve akıllara zarar profiliyle Amerikan adalet sisteminde önemini koruyor.

Hakkında Kitap:Henry Lee Lucas, 1991, Joe Norris

Hakkında Film:Henry: Portraitof a Serial Killer

2 Ağustos 2008 Cumartesi

Edward Gein (Ed Gein)

1906-1984

“Bana doğru gelen güzel bir kız görünce iki şey düşünürüm. Bir yanım onunla çıkmak ona gerçekten iyi hoş davranmak gerektiği gibi davranmak ister. Öteki yanım mızrağın ucuna geçirilmiş kafasının nasıl görüneceğini.”

Gein, sürekli olarak kendi cinsiyetinin günah dolu doğasını anlatıp duran, aşırı mutaassıp, hükmedici bir anne tarafından yetiştirilmişti. 1945’te öldüğü zamanı Ed tüm hayatını korkunç bir baskıyla yönlendiren bu kadının hala duygusal olarak esiri olan 39 yaşında bir bekardı. Annesinin odasının pencerelerine tahtalar çakan Gein, orayı sanki mabetmiş gibi muhafız etti. Ancak evin geri kalan bölümler kısa zamanda çılgın bir adamın sapkınlıklarla dolu mezbahasına dönüştü.

Gein, komşular için birkaç ufak iş yaparak geçimini sağlamadığı zamanlardaki yalnız saatlerini dergilerdeki cinsiyet değiştirme ameliyatları, güney denizlerindeki kafa avcıları ve Nazi zulmünü anlatan yazıları okuyarak geçiriyordu. Onun kendi canavarlığı annesinin ölümünden birkaç yıl sonra başladı. Ümitsiz yalnızlığının ve ilerleyen psikozunun onu itmesiyle etrafındaki mezarlıklara giderek, oradan arta yaşlı kadınların cesetlerini çıkarıp uzaktaki çiftlik evine başladı. 1954’te Mary Hogan adında yerel bir bar sahibini vurup kadının 90 kiloluk vücudunu eve taşıyarak ölü sevicilik faaliyetlerini cinayetle tamamladı. 3 yıl sonra, 1957 yılı av mevsiminin başladığı ilk gün köydeki nalbur dükkanının sahibi olan 58 yaşındaki bir kadını öldürdü.

Şüpheler hemen son birkaç gündür dükkanın çevresinde dolanan Gein’in üzerinde yoğunlaştı. Mutfağına girdikleri zaman, polisler kurbanın başı kesilmiş, içi boşaltılmış bedenini aynı bir av hayvanı gibi çatı kirişine baş aşağı asılmış şekilde buldular. Evin içine giren dedektifler kelimelerle anlatılamayacak korkunçlukta eşyalar buldular. İnsan derisi ile kaplanmış sandalyeler, kafataslarından yapılmış çorba kaseleri, kadın cinsel organlarıyla dolu bir ayakkabı kutusu, içi gazete kağıtlarıyla doldurulmuş ve duvara av hayvanlarının başları gibi asılmış insan yüzleri ve bir kadının vücudunun üst kısmından yapılmış, göğüsleri olan bir yelek. Gein daha sonra bu yeleği ve insan derisinden yapılmış giysileri giyerek kendini annesi yerine koyduğunu itiraf etmiştir.

Bu tüyler ürpertici keşif Eisenhower dönemi Amerika’sında şok dalgaları yarattı. Wisconsin de Gein hemen yerel kültürün bir parçası haline geldi. Tutuklanmasından birkaç hafta sonra “Gein fıkraları” diye adlandırılan ölümle ilgili şakalar eyalet çapında moda oldu. Aralık 1957 de hem Life hem de Time dergileri onun “dehşet evi” hakkında makaleler yayınlayınca tüm ülke Gein hakkında her şeyi öğrenmiş oldu.

Bir akıl hastanesinde 10 yıl yatmasının ardından Gein in duruşmaya çıkabileceğine karar verildi. Suçlu bulundu, ancak akli yetersizliğine kanaat getirildiğinden hayatının geri kalanını geçirmek üzere tekrar akıl hastanesine yatırıldı ve 1984’te kanserden öldü.

Evinde bulunan insan parçalarını mezarlıktan çaldığını söylemiştir ve açılan mezarlarda gerçekten de Ed Gein'in evinde bulunan parçaların eksik olduğu fark edilmiştir, abisi Henry Gein'i de öldürdüğü iddia edilir. Teoriye göre annesiyle olan sağlıksız ilişkisi yüzünden endişe duyan Henry, Ed'e annesini kötülemiştir. Annesinin kötülenmesini kabul edemeyen Ed, çiftliklerinin yakınındaki bir yangını söndürmeye çalışırken abisini başına sert bir şeyle vurarak öldürmüştür. Ed'in iddiasına göre yangını söndürmeye çalışırken ayrılmışlar, ama sonra abisinden haber alamamıştır. Abisini aramaya gelen polislerle dolaşırken Ed, doğrudan abisinin olduğu yere gitmiştir. Abisi yanmamıştır, hatta yangından bir kaç metre uzakta, kafasında çürüklerle yatmaktadır. Ama bu elbette kanıtlanamamıştır. Annesi hakkında bilinenler zaten alkolik ve zayıf olan kocasını ve çocuklarını kolayca etki altına alan, din saplantısı olan bir kadın olduğudur, ailesini finansal olarak destekleyen kadın, onları şehrin günah dolu yaşamından uzaklaştırmak amacıyla bir çiftlik evi almış ve burada çocuklarını diğer insanlardan uzak tutarak büyütmüştür

Ed hapisteyken evi yakılmıştır, arabası açık artırmada 780 dolara satılmış ve fuarlarda halka ücret karşılığı gösterilmiştir. Kurbanlarının derilerini üzerine giyip ay ışığında dans ettiğinden söz edilir.Ed Gein için açılmış bir çok Fun Club bulunmaktadır. Kadınların kendisine ateşli aşk mektupları yazması, sosyolojik araştırmalara neden olmuştur.

HAKKINDA KİTAP:Deviant, 1989, Herald Schechter
HAKKINDA FİLM:Ed Gein’in insanın midesini kaldıran suçları, geçtiğimiz 30 yılda çevrilen en korkunç 3 film için esin kaynağı olmuştur. “Sapık”, “The Texas Chainsaw Massacre” ve “Kuzuların Sessizliği”.

Sapık’ın yazarı Robert Bloch, kitabının Gein’in suçlarının romanlaştırılmasından ibaret olmadığında ısrar etmişse de, ölümsüz karakteri Norman Bates açıkça Gein’den esinlenilerek yaratılmıştır (Aslına bakılırsa Bloch’un romanında Norman’ın kendisi, işlediği suçlarla Gein’in işledikleri arasında paralellik işaret eder).

The Texas Chainsaw Massacre’ın yönetmeni Tobe Hooper orta batıda yaşayan akrabalarından Gein hakkında hikayeler dinlemiş ve bunlardan etkilenerek büyümüştür. Ancak yarattığı kanın gövdeyi götürdüğü sinema klasiğinde, Gein’den esinlenilen karakter nazik tavırlı, çift karakterli bir kişi değil, Deri Surat adında kurutulmuş insan derisinden yapılmış bir maske takan hayvani bir yaratıktır.

Thomas Haris, kurbanlarının derilerinden bir elbise dikmeye çalışan bir transseksüel olan hayali seri katili Jame Gumb’ı (namı diğer “Bufalo Bill”) yaratmadan önce FBI’ın Gein hakkındaki dosyalarını araştırmıştır. Jonathan Deme’in Oscar kazanan filminde Gumb’ın, Gein’in evinden esinlenilen evinin tuhaf görünüşü Harold Schechter’in Deviant: The Shocking True Story of the Original “Psycho” adlı kitabına dayanılarak yaratılmıştır.

Sapık, The Texas Chainsaw Massacre ve Kuzuların Sessizliği’nde Gein hikayesinden bağımsız birçok nokta vardır. Gerçek olaylara en yakın film, 1974’te yapılan düşük bütçeli “Deranged” filmidir ve korku filmi meraklıları arasında bir kült olmuştur. Deranged’in bazı video kopyalarının başında Gein’in evindeki insan etinden yapılma korkunç eşyaların bilinen tek görüntü kaydını içeren İyi ve Sessiz Bir Adam isimli Gein hakkında kısa bir belgesel vardır.

31 Temmuz 2008 Perşembe

Jeffrey Lionel Dahmer


Milwaukee Canavarı 1960-1994

"Onlari yediğimde içimde tekrar dirileceklerini umut ediyordum"
"Bu yaptıklarımı bir insanın yapabileceğine inanmam çok zor"

21 Mayis 1960'de doğdu. Babası Kimya Mühendisi, annesi psikolojik problemleri olan isterik bir kadındır. Annesi bütün gün yatakta, babası laboratuarda olduğu için Jeffrey kendi kendine büyümüştür denilebilir. Sık sık tasinirmis Dahmer ailesi, Ohio'ya geldiklerinde 8 yaşındayken yaşlı bir komşuları tarafından tecavüze uğramıştı ve bunun intikamını tüm insanlıktan almaya çalıstı. Aşırı sorunlu ve kendini ifade etme yetersizliğiyle dolu bir ergenlik döneminden sonra sonunda kendini en iyi ifade edebileceği yöntemi keşfetti.

Sanıldığının aksine hiçbir davranışında cinsel güdüleri onu yönlendirmedi. Homoseksualiteye karşı olan tepkisini zorla homoseksüel ilişkiye girmek ve öldürmek gibi davranış bozukluklarıyla gösterdi ve bu sekilde kendini ifade etti. O bir homoseksüel degildi.

18 yaşında başladı cinayetlerine. Ilk kurbanı bir otostopçu gençtir. Zaten bu ilk cinayette olayı aşmıştır Jeffrey, otostopçu çocuk ilişki teklifini reddedince demirle kafasına vurup öldürmüs, sonra ilişkiye girmiş, ardından mutfak bıçağıyla parçalamış ve bu parçaları asit dolu bir fıçıda eritmiştir. Kemiklerini ise çekiçle ezip bahçeye gömmüştür. Arada bir polisin dikkatini çekmiştir. 1986’da ortalık yerde masturbasyon yaptığından dolayı bir ceza almıştır.

En acı vakalarından birisi* şudur: 1988’de 13 yasındaki bir çocuğa tacizden iki seneye mahkum oluyor, ama sonra "iyi halden" bırakılıyor. Bundan 3 sene sonra o 13 yaşındaki kurbanın küçük kardeşini buluyor ve evine getirip öldürüyor.

Yakalanana kadar 13 sene geçmisti ve 1978-1991 yılları arasında çoğu zenci çocuklardan oluşan toplam 17 kişiyi öldürdü. Öldürdüğü insan sayısı Henry Lee Lucas ile kıyaslandığında düşük olsa da akıl hastalığı ve kurbanları üzerinde uyguladığı tekniklerden ötürü hayat hikayesi diğer seri katillere oranla bir çok filme konu olmuştur. Kurbanları genelde siyah homoseksüel erkeklerdir. Cinsel arzuları üzerinde deney yapmak için Dahmer kurbanlarına lobotomy uygulamış, yani beyinlerinin bir kısmını kesip çıkarmıştır. Aynen Ed Gein gibi Cannibalism ve Nekrofili hastalığından muzdarip olduğundan kurbanları da bu uygulamalardan nasiplerini almıştır. Bunlardan kimisiyle öldürmeden önce, kimisiyle de sonra ilişkiye girmiştir, kimisinin ise pazılarını ve poposunu yemiştir.

Son kurbanının bir şekilde kaçmaya çalışması ile yakalanmıştır. 14 yaşındaki Asyalı kurbanı yarı sarhoş ve çırılçıplak şekilde sokağa kaçmayı başarmıştır. Peşinden giden Jeffrey Dahmer, sokakta çocukla ilgilenen insanları onun gay olduğuna ve aralarında tartışma çıkığına inandırmayı başarmış, çocuğu eve geri götürüp öldürmüştür. Durumdan şüphelenen sokak sakinleri polisi aramış, Pedofili -subyancı diyim- şüphesi ile eve giden polis ağır kokular karşısında arama yapınca foyası ortaya çıkmıştır. Yakalandığında "Bu yaptıklarımı bir insanın yapabileceğine inanmam çok zor" demesi dikkat çekicidir.

Wisconsin'de 28 Kasım 1994'te hapishanenin çamaşırhanesinde bir zenci tarafından arkadan kafasına -tesadüfe bakın ki- indirilen bir demir çubuk darbesiyle öldürülmüştür. Öldüren kişi ifadesinde "Tanrıdan onu öldürmem için emir geldi" demiştir. Jeffrey Dahmer'ı diğer seri katillerden ayıran en önemli özelliği, genel olarak cinayet işleyen kişilerin kurbanlarını öldürmeden önce onlara işkence etmek suretiyle kendilerini tatmin etmeleri ve yeterince doyuma ulaştıktan sonra öldürme eylemine geçmeleridir. Dahmer içinse tam tersi geçerlidir, önce öldürüp ardından eğlenmeye başlar. Normal bir ailesi, üstün sayılabilecek bir zekası, iyi bir eğitimi ve gözle görülür problemleri olmadığı için yaptıklarına bir sebep bulunamamış ve Dahmer psikologların ilgisini çeken bir vaka olarak kalmıştır.

Hakkinda Film:Secret Life: The Jeffrey Dahmer, 1993, David Bowen tarafindan çekilmistir.
Hakkinda Kitap:The Men Who Could Not Kill Enough, 1972, Anne E. Scwartz


29 Temmuz 2008 Salı

Theodore Robert Bundy


(1946-1989)

“Biz seri katiller, oğullarınızız, kocalarınızız, biz her yerdeyiz. Ve yarın çocuklarınızdan daha çoğu ölmüş olacak.”

"Bazen kendimi vampir gibi hissediyorum"

Ruhsuz ama zekiydi, güzel giyinen ve kadınların ilgisini kolayca çeken bir cazibe sahibiydi. Gayrı meşru olarak doğmuştu ve annesi bunu ondan gizledi. Çocukluğu döneminde hayvanlara işkence eder ve kız kardeşini röntgenlerdi. Kendisi 12 yaşındayken 9 yaşındaki kaybolan arkadaşını da öldürmüş olabileceği yıllar sonra gerçek yüzü ortaya çıktığında düşünülmeye başlandı.

Tecavüzcü ve seri katil olarak 36 kişiyi öldürdü. Belki de yüzlercesini. Yakalandı. 24 Ocak 1989'da Elektrikli Sandalyede İdam edildi. Hapishane duvarlarının dışında toplanan yüzlerce kişi onun idamını şampanya içerek kutladı.
Ted Bundy’nin hayvani süper egosu ilk olarak Washington Üniversitesinde öğrenciyken ortaya çıkmıştı.1974 yılı içerisinde 7 ayda 7 kadını öldürdü. Bir kadının da metal çubukla önce kafasını parçalamış ve çubuğu rahmine sokarak kalıcı beyin hasarlarına sebep olmuştu.
Buradan ayrılıp Utah Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydoldu. Salt Lake bölgesinde genç kadınlar kaybolmaya başladı. Bunların arasında polis şefinin genç kızı da vardı. Çıplak ve parçalanmış olarak bir kanyonda bulundu.

Bundy arada bir Colorado’ya yolculuklar yapıyordu. Bu sırada Colorado civarında en az 5 kadın kayboldu.1976’da yakalandı. Ancak iki defa kaçmayı başardı. Birinde Adliye binasında bir pencereye tırmanarak, diğerinde ise hücresinin tavanında bir delik açarak.

Ocak 1978’de Florida’da ortaya çıktı. Artık iyice azıtmıştı. Geceleri genç kadınların yatak odalarına gizlice giriyor ve ona işkencelerle tecavüz ediyordu. Bir kadının göğsünü koparacak kadar ve bir kadını kalçasını derince ısırdığında diş izlerinin kendisini ele vereceğini düşünmemişti bile. Florida polisi onu çalıntı bir arabada yakalayınca yapılan karşılaştırmada diş izlerinin faili olduğu anlaşıldı.

Cinayet islemeye başladığı 1973 yılından yakalandığı 1978 yılına kadar toplam 28 kişiyi öldürdüğünü itiraf etmiştir. Ancak FBI dedektiflerine göre bu sayı 30 ile 100 kurban arasında değişmektedir. Yakalanmasına rağmen Bundy iki kez kaçmayı başarmıştır. 1975 yılında yakalandığında adam kaçırmaktan 15 yıl ceza almıştır, 1978 yılında yakalandığında ise olum cezasına çarptırılmıştır.

İyi görünümlü bir hukuk öğrencisi olmasından dolayı birçok filme ve kitaba konu olmuştur. Örneğin Copycat filmindeki seri katil, hayranı olduğu Ted Bundy'nin cinayet sahnelerini tekrarlayarak cinayetler isler. Özellikle ilginç olan, cezaevinde kaldığı yıllarda Bundy'nin birçok kadından evlenme teklifi almış olmasıdır. Kurbanlarının bedenlerinde bıraktığı diş izlerinden yakalandığı söylenir. Kurnaz seri katilimiz yakalanmadan önce dişlerini kırmaya çalışmışsa da bu bir ise yaramamıştır.

Yale mezunu psikopat dahi. Yakalandıktan sonra seri katil profilleri üzerine FBI'la iş birliği yapmıştır. Şu yorumu ünlüdür: Seri katillerin yakalanmasının sebebi alışkanlık. Bir işi ilk kez yaptığınızda çok dikkat edersiniz. Her şeyin düzgün olmasını istersiniz. Ama 20. Kez yaparken o kadar da önemsemezsiniz.

Özellikle kurbanlarını güzel ve koyu renk saçlı kadınlar arasından seçmiştir. Kurbanlarını tecavüz ettikten sonra kör bıçakla öldürmüştür. Her öldürdüğü bayana tecavüz etmesiyle bilinen Bundy, tecavüz eylemini öldürdükten sonra gerçekleştirmeyi uygun gören bir ölü sevici niteliğindedir. Yaşayan bayanlarla ilişki kurup öldürmek maiyetinde bir eylemi olmamış, özellikle ölü sevici özelliğini uygulayabilmek amacıyla öldürmüştür, diyebilinir.

Bütün kurbanlarının ilk kız arkadaşına benzediği de söylenir. Bazı cesetleri evde pişirdiği, korkunç kokular yayılmasına rağmen komsularının polislere eğitimli yakışıklı çok efendi çocuk diye ifade verecek kadar güvenmeleri nedeniyle yakalanmadığı, ilk yakalanışında saldırdığı kızlardan birinin nasılsa aşık olduğu için polise bunu söylemeyip bile bile serbest kalmasını sağladığı söylenir.

Hakkında Film: Copycat
Hakkında Kitap:The Stranger Beside Me, 1988, Ann Rule

Dipnot: Ben bu adamı Prison Break filmindeki Theodore Bagwell nam-ı diğer T-bag e benzettim hatta Bundy de olmayan çok daha sapkın düşünceler t-bag de mevcuttu.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Albert Fish


Hamilton Fish, Hannibal Lector, Albert Fish

"Gerçek acının son aşaması olarak gördüğüm ölüm fikrini çok sevdim"

1870 Washington doğumlu seri katildir. Beş yaşındayken babası öldüğünde onu bir yetimhaneye yerleştirirler. Burada geçirdiği çok sıkıntılı iki yıl onun psikolojisini bozar. Yedi yaşına geldiğinde annesine teslim ederler. Ancak korkunç baş ağrıları çekmektedir. Liseyi bitirdikten sonra ülkede yolculuk yapmaya ve ufak tefek işlerde çalışmaya başlar. Bu durum ona suç işlemek için mükemmel bir fırsat sunuyordu.

1910 yılında işkenceler eşliğinde ilk cinayetini işledi. Kendisine kurban olarak kolay hedef olan çocukları seçmişti. 1920 yılına kadar yolculuklarına devam etti ve izini kaybettirdi. Yolculuk yapmaya devam ederken arkasında birçok kurban bırakmış olabilir miydi? Kurbanlarına acı çektirirken aynı zamanda kendisine de işkenceler yapıyordu. Kasıklarına toplu iğneler batırıyordu. 1910 da başlayıp yakalanıncaya kadar cinayet işlemeye devam etti. 1932-1934 arasında kurbanlarına ve kendisine işkenceler ve yamyamlık yaparak işlediği 4 cinayet ona Brooklyn Vampiri ünvanını getirdi. Onun cinayet sayısı kesin bilinmemekle beraber en az 15 olmasından şüphe duyuldu.

Albert Fish e "Amerika’nın Öcüsü" adı verilmiştir ve bununda iyi bir nedeni vardır. Sevimli bir ihtiyar görünümü altına gizlenmiş bu korkunç yamyam tüm ebeveynlerin karabasanıydı: çocukları hoşlarına gidecek bir vaatle kandırarak ortadan kaldıran bir iblis.

Halkın ilgisinin Fish’e dönmesine neden olan suç, 1928 de Grace Budd adında 12 yaşındaki sevimli bir kız çocuğunun kaçırılıp öldürülmesiydi. Ebeveynleri ile arkadaşlık kurmasının ardından Fish, şeytanca bir yalan uydurdu. Yeğeninin doğum günü partisi olduğunu söyledi ve Grace in gitmek isteyip istemediğini sordu. Bir büyükbaba gibi görünen bu ihtiyar adamın bir canavar olduğunu bilmelerine hiç bir imkan olmayan Bay ve Bayan Budd daveti kabul ettiler.En güzel kıyafetlerini giyen güven dolu küçük kız, Fish ile birlikte yola koyuldu. Fish, onu New York City’nin kuzey banliyölerinden birinde, yakınlarında hiçbir bina olmayan terk edilmiş bir eve götürdü. Burada onu boğdu, vücudunu parçalara ayırdı ve parçaların bir bölümünü kaldığı pansiyona getirdi. Burada kızın "etini" havucu, soğanı ve jambon dilimleriyle tam bir yamyam yahnisi şeklinde pişirdi. Bundan sonraki 9 günü odasından çıkmadan bu iğrenç yemeği yiyip devamlı mastürbasyon yaparak geçirdi. Sonraki 6 yıl botunca Fish serbest dolaştı, ancak Grace Budd olayını kendi kişisel haçlı seferine dönüştüren William King ismindeki bir New York City dedektifi onu inatla arıyordu. Buna rağmen Fish kaçmayı başarabilirdi; tabii kendi içindeki şeytanlarla başa çıkabilseydi. 1934’te Bayan Budd’a bugüne dek yazılmış en hastalıklı mektuplardan biri olan bir mektup göndermeye kendini mecbur hisseti.

Sonuçta King, Fish’i mektup kağıdındaki antetten bulup yakalayabildi. Fish tutuklandığında yetkililer elerinde tasavvur edilemez sapkınlıkla bir suçlu olduğunu hemen anladılar; bu adam bütün ömrünü acı vererek -- hem kendisine hem de başkalarına -- geçirmiştir. Diğer bir çok seri katil gibi, Fish de bir din manyağıydı ve günahlarının cezası olarak kendisine çok tuhaf işkenceler yapmıştı -- deri kayışlarla ve her yerinden çiviler fırlamış sopalarla kendisini dövmek, kendi dışkısını yemek, kasıklarına dikiş iğneleri sokmak gibi. Yaraladığı ve öldürdüğü çocuklar onun kaçık zihninde Tanrı ya verilen kurbanlardı. Savunma makamı tarafından Fish i muayene etmesi için çağırılan New Yorklu ünlü psikiyatr Dr. Fraderic Wertham, ihtiyar adamın "bilinen her türlü cinsel sapkınlığa" sahip olmasının yanında, bugüne değin kimsenin duymadığı anormallikler taşıdığını belirtmiştir (acayip zevklerinin arasında idrar yoluna gül sapı sokmak da vardı). Hapishanede çekilen leğen bölgesi röntgeninde, mesanesinin etrafındaki alana sokulmuş 29 iğne bulunmuştu.1935 teki duruşmasında jüri onun deli olduğuna karar vermiş olmasına rağmen yine de elektrikli sandalyede idam edilmesi gerektiğine inandı. İdam kararının açıklanmasından sonra, bu anormal ihtiyarın "Elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük bir zevk olacak! Bu tadacağım en büyük zevk olacak -- şimdiye kadar tatmadığım tek zevk" dediği bildirilmiştir.
16 Ocak 1936 da 65 yaşındaki Fish elektrikli sandalyeye gitti -- Sing Sing de idam edilen en yaşlı insandı.

Hakkında Kitap:Black House, Stephen KingDeranged, 1990, Harold Schechter
Hakkında Film:Kuzuların Sessizliği, Filmdeki Hannibal Lektor tiplemesi ondan esinlenilerek yaratılmıştır.
Hakkında müzik: Macabre grubunun Sinister Slaughter -her biri seri cinayetleri konu alan- albümünden
Albert Was Worse Than Any Fish In The Sea / Albert Fish