Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na
Halbuki yoldaşını bırakıp kaçanların
Değişilir topu da bir sokak kaltağına
Kürşat'ın narasıyla indik Tanrı Dağı'ndan
ruhumuzu kandırdık orhun'un kaynağından
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur.
TÜRK' e kefen biçenin ölümü korkunç olur.
Delinse yer, çökse gök, yansa kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yürürüz yine yayan.
Moskoflardan, yankeden, masonlardan yılmayan
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ekim 2009 Cuma
Kürşad Ve Kırk Çerisi
Kürşad, 621 senesinde Çinli eşi İ-çing Katun tarafından zehirlenerek öldürülen Doğu Göktürk Devleti kağanı Çuluk Kağan'ın küçük oğludur. Çuluk Kağan'ın ölümünden sonra kardeşi Bağatur Şad, Kara Kağan adını alarak hükümdar oldu ve ağabeyinin Çinli eşi ile evlenerek Ötüken'deki Türkler arasında huzursuzluğa yol açtı... Bir tarafta Çinliler, diğer yanda da Sırtarduş Bayurku, Dokuz Oğuz, Uygur gibi Türk boylarının Göktürklere başkaldırıp savaşmaları ve ayrıca İ-çing Katun'un Ötüken'de esir durumda yaşayan Çinli azınlığa destek çıkarak bunların zenginleşmesini sağlaması sayesinde giderek zayıflayan ve kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türkler, 629 senesinde Çinlilerle yaptıkları savaşta tuzağa düşerek yenilince Doğu Göktürk Devleti yıkıldı. Başta Kara Kağan ve Kürşad olmak üzere binlerce Göktürk Çinlilere esir düşerek Çin'in başkenti Siganfu'ya götürüldüler ve orada kendilerine tahsis edilen bölgede yaşamaya mecbur edildiler. Türkleri asimile edebilmek amacıyla Göktürk soylularını hassa ordusunda subay olarak görevlendiren Çinlilerin bu taktiği bir işe yaramamış, Türkler bağımsızlıklarına kavuşup yeniden devlet kurmak amacıyla fırsat kollamaya başlamışlardır. Kürşad da Çin hükümdarının ordusunda subay durumundadır fakat kılıcını milletinin özgürlüğü için çekeceği günü beklemektedir. Esaretin beşinci yılında Kara Kağan kahrından ölür. Esaretin onuncu yılında, yani 639 senesinde, Bozkurt soyunun en büyüğü konumundaki Kürşad durumun iyice kötüye gittiğini görerek kırk çerisi ile birlikte ihtilal yapmaya karar verir. Geceleri kılık değiştirerek Siganfu sokaklarında tek başına dolaşma adeti olan Çin hükümdarı Tay-tsung'u yakalayarak rehin almaya ve bu sayede Çin sarayına girerek orada bulunan Kürşad'ın ağabeyinin oğlu Urku Tigin'i kurtarıp, toplayabildikleri kadar Türk ile birlikte Ötüken'e giderek tekrar devlet kurmaya, Urku Tigin'i de kağan ilan etmeye karar verirler. Bu uğraşta başarılı olurlarsa budun kurtulacak, başaramazlarsa da dökülecek kanları geride kalanlara ödevlerini hatırlatacaktır. Fakat ihtilal için harekete geçtikleri gece sağanak halinde yağan yağmur yüzünden Çin hükümdarı sarayından dışarı çıkmaz. İhtilali ertelemenin sakıncalı olacağını düşünen Kürşad, kırk çerisiyle birlikte Çin sarayına yürür, amacı sarayı basarak hükümdarı esir almaktır. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında yüce dileğe doğru yürüyen kırkbir Türk yiğidi sarayın kapısına vardıkları anda cenk başlar. Yüzlerce Çinli askeri öldürürler ama binlercesi üzerlerine saldırmaya devam eder. Göktürklerin bir kısmı sarayın içinde savaşırken şehit olur, sağ kalanlar ise Kür Şad'ın önderliğinde saraydan çıkarak Vey ırmağına doğru ilerlerler, niyetleri ırmağı geçerek Ötüken'e doğru at koşturmaktır. Ama sağanak halinde yağan yağmur yüzünden yükselen sular köprüyü sürükleyip götürdüğü için karşıya geçemezler ve peşlerinden gelen Çin ordusu ile son kez cenke tutuşurlar. Binlerce Çinli askere karşı savaşan bir avuç Türk yiğidi peş peşe uçmağa varırlar. Sadece Kürşad sağ kalmıştır, tek başına Çin hükümdarlığına karşı savaşmaktadır. En sonunda O da şehit olur fakat elinde kılıcıyla atının üzerinde durmaktadır, öldüğü halde yere düşmemiştir... Kürşad ölmüş fakat yenilmemiştir...
Kürşad ve kırk çerisinin yaptıkları ihtilalden sonra korkuya kapılan Çinliler, Siganfu'daki bütün esir Göktürkleri mecburen serbest bırakırlar. Göktürkler kırküç yıl boyunca dağınık bir şekilde yaşarlar, bazı Göktürk soyluları yeniden devlet kurma girişiminde bulunsalar dahi başarılı olamazlar... Fakat 682 senesinde Bozkurt başlı sancak tekrar kaldırılır ve Kutluk Şad (İlteriş Kağan) ile Bilge Tonyukuk İkinci Göktürk Devleti'ni kurarlar...
19 Ekim 2008 Pazar
Atatürk'ten geleceğe miras sözler
< Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
< Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir; fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.
< Hiç bir zafer gâye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan gâyeyi elde etmek için gereken en belli başlı vasıtadır. Gâye, fikirdir.
< Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refah Türkiye idealinin belkemiğidir.
< Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.
< Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.
< İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu ‘ben’ kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur.
< Bu millete çok şey öğretebildim; ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.
< Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.
< Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir. Başarı ise, ‘Başaracağım’ diye başlayarak sonunda ‘Başardım’ diyebilenindir.
< Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
< Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.
< Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
< Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.
< Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
< İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
< Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
< Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa...
< Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.
< Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.
< Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
< Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
< Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.
< Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
< Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.
< Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.
***:mükemmel sözler,ama insan okudukça kahroluyor,her cümlede milli benliğin ayaklar altında olduğunu,öğrencilerin düşünmekten yoksun obez patates çuvallarına döndürüldüğünü,kadınların şiddetin en şiddetlisini yaşadığı bi ülkede olduğunu ve yine de bir şeyler yapamadığı, yapmadığını bildiği için insan kahroluyor. Karizmaya bak be,heyt Atatürk'üm bedenen, ruhen, fikren sen en büyüksün.
5 Ekim 2008 Pazar
İnkılap ve Benzeri Kavramların Açıklanması
İnkılap nedir? İhtilal nedir? Darbe nedir? vs vs. Habire haberlerde geçer bunlar ama kafamızda oluşan anlam acaba doğru mu,farkları neler vs. biraz olsun açıklayan bir yazı.
İnkılap( Devrim) : Tüm kurumları, devlet biçimi ve sosyal yapısı, ekonomik ilişkileri eskimiş, yaşam biçimi gelişemeyen bir siyasal-sosyal-ekonomik düzenin ani ve köklü olarak yıkılıp, yerine yeni bir dünya görüşünün ürünü olan, gelişme ve yaşama olanağı bulunan bir düzenin kuvvet yoluyla gelmesidir.
Bu anlamıyla inkılabı, ihtilal, ıslahat(reform), tekamül (evrim) ve darbe kavramlarıyla karıştırmamak gerekir. İnkılabın amacı, milletin her yönden ilerlemesi, daha iyiye, daha güzele doğru gitmesidir.
İnkılap, her şeyden önce bir halk hareketidir.İnkılabın en başta gelen özelliği topluma mal edilmesi, toplumca yapılan bir hareket olmasıdır. İnkılap, halk hareketi olarak mevcut düzeni zor kullanarak yıkmayı ve yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı ifade eder. Modern inkılap teorisi, inkılabın sanıldığının aksine ani bir olay, birden patlak veren ani bir hareket olmayıp için için gelişen, oldukça uzun bir sürecin eseri olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre bir inkılapta bir hazırlık, patlama ile başlayan bir uygulama devresi mevcuttur.
Mevcut düzenin yıkılması, mevcut hukuk düzenine karşı gelmeyi, kanuna aykırı olarak harekete geçmeyi gerekli kılar. İnkılap, daha yüksek bir adalet idealine ulaşmak amacı ile gerçekleşir. Bu amaçla eski düzeni yıkar. Yıkılan düzenin yerine yeni bir düzen kurmayı amaç edinmekle inkılabın, yeni bir hukuk düzeni olduğu, gelecek hukuk düzeninin geçerliliğinin temelini oluşturduğu anlaşılır. İnkılap, eski hukuk düzeninin yıkıntısı üzerine yeni hukuk düzeninin kuruluşudur.
İnkılap 3 aşamada gerçekleşir:
1- Düşünce
2- Gerçekleşme(ihtilal)
3- Gelişme.
Birinci aşamayı oluşturan düşünce aşaması, toplumda değişiklik fikrinin, yeni fikrin tohumlarının atıldığı ve geliştirildiği devredir.İkinci aşama hazırlık aşamasının tamamlanmasından sonra gelir ve hareket ( aksiyon) aşamasıdır. Dar anlamı ile de ihtilali ifade eder. Üçüncü aşamayı yıkılan, bozulan düzenin yerine bir yenisini kurma eylemi oluşturur. Yeniden kurma ile inkılap başarılmış olur.
Dar anlamıyla inkılap ise, sosyal hayatta ve sosyal kurumlarda belli yönlerde kökten değişmedir. Bu değişme gelişme şeklinde ve genel anlamda inkılabın ana amacına uygun olarak gerçekleşir. Örneğin; milliyetçilik ilkesinin doğal bir sonucu olarak dil ve tarih inkılapları, Batılılaşma prensibinin sonucu olarak yeni Türk harflerinin kabulü ve ölçülerde metrik sisteme geçilmesi, laiklik ilkesinin kabul edilmesiyle devletin laikleştirilmesi vb. dar anlamda inkılabı ifade eder. Yine 1961 Anayasası’nda yer alan ‘’Atatürk İnkılapları’’ terimi dar anlamda alınan inkılapların tümünü birden belirtmek üzere kullanılmıştır. ‘’ Atatürk İnkılabı’’ veya ‘’Türk İnkılabı’’ denildiğinde ise geniş kapsamlı anlamı ile Kurtuluş Savaşı’nı da içine alan büyük Türk İnkılabı ifade edilmektedir.
İhtilal: Bir devletin siyasi teşkilatını, yasal şekillere uymaksızın değiştirmek üzere zorla ve kuvvet ile yapılan geniş çapta halk hareketine denir.Başka bir ifadeyle ihtilal, düzeni değiştirmek üzere zor kullanılarak yapılan geniş halk hareketidir. Ancak bu hareketin dayandığı düşünce evresini ve ihtilal sonucu yıkılan, alt-üst olan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı kapsamaz. İhtilal, geniş ve yaygın anlamıyla inkılabın bir aşamasını oluşturur.
Islahat (Reform): Islahat veya reform, toplum hayatında belirli alanlarda yapılan düzeltmelerdir. Asıl amaç, toplum düzenine yeniden şekil verme, toplumun ihtiyaçlarını ileri görüşle karşılamadır. Reformlar uygulandığı ülkenin hukuk düzenine uygun olarak yapılır, aşamalıdır, zorlayıcı değildir.
Tekamül ( Evrim) : Aşamalı değişikliği ifade eden tekamül veya evrim, yavaş yavaş açılma ve şekil alma anlamına gelir. Toplumun bünyesini sarsmadan meydana gelen gelişmeye evrim denmektedir. Özellikle sosyal ve ekonomik yapılarını belirli bir düzeyin üstüne ulaştıran toplumlar daha çok böyle gelişirler. Ayrıca insan soyunun gelişmesi, doğada olan değişiklikler evrim kavramı ile belirlenir.
İnkılap( Devrim) : Tüm kurumları, devlet biçimi ve sosyal yapısı, ekonomik ilişkileri eskimiş, yaşam biçimi gelişemeyen bir siyasal-sosyal-ekonomik düzenin ani ve köklü olarak yıkılıp, yerine yeni bir dünya görüşünün ürünü olan, gelişme ve yaşama olanağı bulunan bir düzenin kuvvet yoluyla gelmesidir.
Bu anlamıyla inkılabı, ihtilal, ıslahat(reform), tekamül (evrim) ve darbe kavramlarıyla karıştırmamak gerekir. İnkılabın amacı, milletin her yönden ilerlemesi, daha iyiye, daha güzele doğru gitmesidir.
İnkılap, her şeyden önce bir halk hareketidir.İnkılabın en başta gelen özelliği topluma mal edilmesi, toplumca yapılan bir hareket olmasıdır. İnkılap, halk hareketi olarak mevcut düzeni zor kullanarak yıkmayı ve yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı ifade eder. Modern inkılap teorisi, inkılabın sanıldığının aksine ani bir olay, birden patlak veren ani bir hareket olmayıp için için gelişen, oldukça uzun bir sürecin eseri olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre bir inkılapta bir hazırlık, patlama ile başlayan bir uygulama devresi mevcuttur.
Mevcut düzenin yıkılması, mevcut hukuk düzenine karşı gelmeyi, kanuna aykırı olarak harekete geçmeyi gerekli kılar. İnkılap, daha yüksek bir adalet idealine ulaşmak amacı ile gerçekleşir. Bu amaçla eski düzeni yıkar. Yıkılan düzenin yerine yeni bir düzen kurmayı amaç edinmekle inkılabın, yeni bir hukuk düzeni olduğu, gelecek hukuk düzeninin geçerliliğinin temelini oluşturduğu anlaşılır. İnkılap, eski hukuk düzeninin yıkıntısı üzerine yeni hukuk düzeninin kuruluşudur.
İnkılap 3 aşamada gerçekleşir:
1- Düşünce
2- Gerçekleşme(ihtilal)
3- Gelişme.
Birinci aşamayı oluşturan düşünce aşaması, toplumda değişiklik fikrinin, yeni fikrin tohumlarının atıldığı ve geliştirildiği devredir.İkinci aşama hazırlık aşamasının tamamlanmasından sonra gelir ve hareket ( aksiyon) aşamasıdır. Dar anlamı ile de ihtilali ifade eder. Üçüncü aşamayı yıkılan, bozulan düzenin yerine bir yenisini kurma eylemi oluşturur. Yeniden kurma ile inkılap başarılmış olur.
Dar anlamıyla inkılap ise, sosyal hayatta ve sosyal kurumlarda belli yönlerde kökten değişmedir. Bu değişme gelişme şeklinde ve genel anlamda inkılabın ana amacına uygun olarak gerçekleşir. Örneğin; milliyetçilik ilkesinin doğal bir sonucu olarak dil ve tarih inkılapları, Batılılaşma prensibinin sonucu olarak yeni Türk harflerinin kabulü ve ölçülerde metrik sisteme geçilmesi, laiklik ilkesinin kabul edilmesiyle devletin laikleştirilmesi vb. dar anlamda inkılabı ifade eder. Yine 1961 Anayasası’nda yer alan ‘’Atatürk İnkılapları’’ terimi dar anlamda alınan inkılapların tümünü birden belirtmek üzere kullanılmıştır. ‘’ Atatürk İnkılabı’’ veya ‘’Türk İnkılabı’’ denildiğinde ise geniş kapsamlı anlamı ile Kurtuluş Savaşı’nı da içine alan büyük Türk İnkılabı ifade edilmektedir.
İhtilal: Bir devletin siyasi teşkilatını, yasal şekillere uymaksızın değiştirmek üzere zorla ve kuvvet ile yapılan geniş çapta halk hareketine denir.Başka bir ifadeyle ihtilal, düzeni değiştirmek üzere zor kullanılarak yapılan geniş halk hareketidir. Ancak bu hareketin dayandığı düşünce evresini ve ihtilal sonucu yıkılan, alt-üst olan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı kapsamaz. İhtilal, geniş ve yaygın anlamıyla inkılabın bir aşamasını oluşturur.
Islahat (Reform): Islahat veya reform, toplum hayatında belirli alanlarda yapılan düzeltmelerdir. Asıl amaç, toplum düzenine yeniden şekil verme, toplumun ihtiyaçlarını ileri görüşle karşılamadır. Reformlar uygulandığı ülkenin hukuk düzenine uygun olarak yapılır, aşamalıdır, zorlayıcı değildir.
Tekamül ( Evrim) : Aşamalı değişikliği ifade eden tekamül veya evrim, yavaş yavaş açılma ve şekil alma anlamına gelir. Toplumun bünyesini sarsmadan meydana gelen gelişmeye evrim denmektedir. Özellikle sosyal ve ekonomik yapılarını belirli bir düzeyin üstüne ulaştıran toplumlar daha çok böyle gelişirler. Ayrıca insan soyunun gelişmesi, doğada olan değişiklikler evrim kavramı ile belirlenir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)